İstanbul Barosu’nda Yumruklaşan “Adalet” Tartışması
Bir Meslek Örgütünde Şiddet ve Güven Erozyonu
İstanbul Barosu’nda Yumruklaşan “Adalet” Tartışması: Bir Meslek Örgütünde Şiddet ve Güven Erozyonu
İstanbul Barosu’nun 128. Olağan Genel Kurulu’nda yaşanan ve kamuoyuna “yumruklu kavga” olarak yansıyan olay, sadece bir seçim gerginliği değil; Türkiye’de adalet sistemine duyulan güvenin ne denli aşındığını gözler önüne seren çarpıcı bir tablo olarak kayda geçti. Bir yanda bayrak açan avukatlar, diğer yanda yumruk atan meslektaşları… Peki, adaleti savunması gerekenlerin birbirine fiziksel saldırdığı bir ortamda, toplumun adalete güvenmesi ne kadar mümkün?
Baro Genel Kurulu’nda Neler Yaşandı?
Olay, 24 Ekim 2026 tarihinde Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen İstanbul Barosu 128. Olağan Genel Kurulu’nda meydana geldi. Bağımsız Avukatlar Grubu’nun başkan adayı Avukat Arife Gökkaya Dinç’in konuşmasını tamamlayıp kürsüden indiği sırada, bir grup avukat LGBTİ+ bayrağı açarak “Nefrete inat, yaşasın hayat” sloganı attı . Bu sırada başka bir grup ise karşı sloganlar atarak bayrak açanlara yöneldi. Kısa sürede sözlü atışma yumruklu kavgaya dönüştü; divan heyeti oturuma 15 dakika ara vermek zorunda kaldı .
Olayın en dikkat çekici detaylarından biri, Divan Başkanı Avukat Mert-Er Karagülle’nin saldırıyı gerçekleştirenlerin Ankara Barosu’na kayıtlı beş avukat olduğunu açıklamasıydı . Yani kavga, İstanbul Barosu’nun kendi iç meselesi olmaktan çıkıp barolar arası bir niteliğe büründü. Aynı genel kurulda Cumhuriyetçi Güç Birliği İttifakı adayı Prof. Dr. Ümit Kocasakal da kürsüde yuhalanmıştı . Tüm bu yaşananlar, “hukukçuların buluşması”nın nasıl bir kaosa dönüştüğünü gösteriyor.
Asıl Sorun: Şiddet Değil, Güvenin Çöküşü
Baroda yaşanan arbede, tek başına bir “grup kavgası” olarak okunamaz. Bu olay, Türkiye’de yargıya ve hukukçulara duyulan güvenin zaten dip seviyede olduğu bir dönemde patlak verdi. Kamuoyu araştırmaları, tablonun ne kadar vahim olduğunu ortaya koyuyor:
PanoramaTR’nin Mayıs 2026 araştırmasına göre, vatandaşların %76’sı mahkemeye gittiğinde haksızlığa uğramaktan korkuyor. “İktidar yargıya müdahale ediyor” diyenlerin oranı ise %71. Adalet sistemine güvenmeyenlerin oranı bir önceki yıla göre 10 puan artarak %72’ye ulaşmış durumda .
Gündemar Araştırma’nın Şubat 2026 verilerine göre, toplumun %74’ü yargının “kötüye gittiğini” düşünüyor .
Karar yazarı Elif Çakır’ın aktardığı verilere göre ise toplumun %70’i, yargı eliyle siyasetin şekillendirildiğine inanıyor ve bu nedenle Türk adalet sistemine güven duymuyor .
Bu veriler ışığında barodaki kavga, aslında toplumun genelinde hissedilen “adalet yok” algısının, adaleti temsil etmesi gereken kurumun içine sıçramış hâli gibi görünüyor. Vatandaş, “Hakimden, savcıdan, avukattan bana hayır gelmez” diye düşünürken; avukatların birbirine yumruk attığı görüntüler bu önyargıyı daha da derinleştiriyor.
Diplomalar ve Sınavlar mı, Yoksa Zihniyet mi?
Yaşananlar karşısında “savcı, hakim ve avukatların diplomaları incelensin, sınavları kontrol edilsin” yönündeki tepkiler son derece anlaşılır. Ancak sorunun kaynağı yalnızca teknik yeterlilik değil. Türkiye’de avukatlık sınavı, staj bitim belgesi alan adayların Türkiye Barolar Birliği tarafından ÖSYM’ye yaptırılan merkezi bir sınavla mesleğe kabul edilmesini öngörüyor . Yani sistem kâğıt üzerinde çalışıyor.
Asıl mesele, hukuk eğitiminin ve mesleki kültürün “adalet” nosyonunu ne kadar içselleştirdiğiyle ilgili. Bir avukatın, farklı düşünen meslektaşına yumruk atması, hukuk fakültesinde “insan hakları” dersinden geçmiş olmasıyla değil, mesleğin icrası sırasında şiddete başvurmayı meşru görmesiyle ilgilidir. Bu da diplomanın değil, zihniyetin ve kurumsal kültürün sorunu olduğunu gösteriyor.
Baro Neden Önemli?
Barolar, sadece avukatların mesleki örgütü değil; aynı zamanda hukukun üstünlüğünün ve savunma hakkının toplumsal garantörü olarak işlev görmesi beklenen kurumlardır. İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu’nun konuşmasında altını çizdiği gibi, baro yönetimleri hukukun üstünlüğünü savundukları için yargı süreçleriyle karşı karşıya kalıyor, avukatlar adliyelerde ve haciz mahallerinde saldırıya uğruyor, hatta öldürülüyor . Yani baro, zaten baskı altında olan bir meslek grubunun temsilcisi konumunda.
Böyle bir kurumun genel kurulunda yaşanan şiddet, sadece o gün orada bulunanları değil, tüm toplumun adalet duygusunu yaralıyor. Çünkü vatandaş, “Adaleti savunacak insanlar bile birbirine saldırıyorsa, benim davamda kim bana adil davranacak?” sorusunu sormaktan kendini alamıyor.
Sonuç: Adalet, Yumrukla Değil, Hukukla Savunulur
İstanbul Barosu’ndaki kavga, Türkiye’nin kronikleşen yargı krizinin bir semptomu. Ne diploma denetimi ne de sınav sıkılaştırması, tek başına bu krizi çözmez. Çözüm; hukukçuların birbirine değil, hukuka ve insan haklarına karşı sorumlu hissettiği bir meslek kültürünün inşasından geçiyor. Aksi hâlde barolarda yumruklar konuşmaya devam ederken, toplumun adalete olan inancı da o yumrukların altında ezilmeye devam edecek.
Bir meslek örgütünde yaşanan şiddetin, o ülkenin adalet sistemine dair en güçlü uyarı işaretlerinden biri olduğunu unutmamak gerekir. Adaleti savunmak isteyenler, önce kendi aralarındaki şiddeti ve tahammülsüzlüğü sonlandırmak zorunda. Aksi takdirde söylenecek tek şey kalıyor: Adalet, kürsüde değil, vicdanda ve hukukta aranır.
Mehmet Arkın Gürbüz
Edit : DS

