Haber Veriyoruz
Güncel Haber Yayın ve Yorum Sitesi

İnsan İnsani Vasıflarını Kaybetti: Aslında Zaten Hiç Ulaşamamıştı

Varoluşun Kaynağı ve "Ol" Emrinin Anlamı

56.113

İnsanlık tarihi boyunca en temel soru hep aynı olmuştur: Varoluşun kaynağı nedir? Madde mi, enerji mi, yoksa bunların ötesinde bir öz mü?

Eğer madde, enerjinin yoğunlaşması sonucu meydana geliyorsa ve enerji de “Ol” emriyle varlık alanına girdiyse, o halde varlığın var olmasının bir kaynağı var demektir. Ancak burada kritik bir nokta vardır: Yaratıcı zaten vardı. “Ol” emri, yaratıcının kendi varlığını ortaya koyması değil; enerjinin, maddenin ve tüm fiziksel gerçekliğin oluşumu için verdiği emirdir. Yani “Ol” demeden önce yaratıcı vardı; “Ol” dediğinde ise enerji ve onun yoğunlaşmasıyla madde varlık alanına girdi.

Peki neden “Ol” dedi? Çünkü yaratıcı, geleceği bilen ve her şeyi kuşatan bir iradeye sahiptir. Onun bir amacı ve hikmeti vardır. Bizler “dediğinde” diyoruz, “olduğunda” diyoruz; ancak bunları kelimelere sığdırmak yetersiz kalır. İnsan dili, ilahi hakikati tam olarak ifade edemez. Bu yüzden anlamaya çalışmak, ama sınırlı olduğumuzu kabul etmek gerekir.

İnsanın Değeri ve Yaratılıştaki Konumu

Şunu bilmemiz gerekir: İnsan, çok değerli bir varlıktır. Yaratıcı ne yarattıysa, en üstüne insanı koydu. Çünkü yarattığı tüm varlıkların vasıflarını insana yükledi. Meleklerin itaatini, hayvanların içgüdüsünü, bitkilerin büyümesini, gezegenlerin düzenini… Hepsinin özünü insanda topladı. Onun için sınırsız bir evren oluşturdu ve insana yarattıklarını açtı. “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik, onlar bundan kaçındılar, insan onu yüklendi” (Ahzab, 72) ayeti bu gerçeğe işaret eder.

Bu şu anlama gelir: İnsan, çok basit bir şekilde yaşıyor ve kendini “var olmak ve ölmek” arasına sıkıştırmıştır. Bu kadar basit değil. İnsanın varlığında en önemli aktif enerji kaynağı ve öze dokunan iki kavram vardır: Adalet ve insan olma kavramı. İnsan, bu iki kavramı o kadar basite indirgemiştir ki gerçeğin farkına varamamaktadır.

Halbuki yaratıcı ona öyle âlemler oluşturmuştur ki, o sadece oturduğu mahalleden çıkamamaktadır. Daha oturduğu mahalleden çıkamayan insan; kasabasını, şehrini, başka şehirleri, dünyayı, evreni ve âlemleri, hatta cennet dediğimiz yeri bile görememektedir. Burada devreye enerji girer. Enerji kavramını insan anlamadığı sürece ilerleme kaydedemeyecektir. En büyük enerji kaynağı ise insanın ta kendisidir.

Enerji, Beden ve İnsanın Kendini İspatı

İnsan kendini bir enerji olarak kabul etmediği sürece bulunduğu yerden çıkamaz ve varlığını ispat edemez. Beden hareket etmese, enerji ortaya çıkar mıydı? İnsan, bedeniyle hareket eder, düşünür, üretir ve böylece içindeki potansiyel enerjiyi açığa çıkarır. Beden, ruhun taşıyıcısı ve imtihan aracıdır. Ancak bedenin anlamı, inançtan bağımsız düşünülemez. İnanç olmadan, yaratıcının tekliğine, birliğine ve beraberliğine inanmak olmadan, bedenin bir anlam ifadesi olabilir mi? Beden ancak bu inançla anlam kazanır; çünkü insan, ruh ve beden bütünlüğü içinde bir bütündür ve ahirette bedeniyle birlikte hesap verecektir.

Bu da bize şunu gösterir: Enerji yoğunlaşmak, yani fiziği oluşturmak zorundadır. Fizik ise kendini enerjiden geldiği için enerji olarak göstermek zorundadır. Bunun delili de insanlığın oluşturduğu fiziksel dünyadır. Fiziksel dünya, enerjinin bir parçası ise ve enerji “Ol” emriyle varlık alanına girdiyse, madde bir gün tekrar enerjiye dönecektir. Yani var olduğu gibi aslına rücu edecektir. Bu, her şeyin bir gün aslına döneceği gerçeğidir.

İnsanın Vasıflarını Kaybetmesi ve Güdülme Hali

Bunları bilmeyen, düşünmeyen insan, insanlık vasıflarını oluşturamaz. Bir koyun gibi güdülür. Nitekim bugün insanlık, kendisine dayatılan sistemler, tüketim çılgınlığı, dijital bağımlılıklar ve suni gündemlerle adeta güdülmektedir. İnsan, kendi özünü, enerjisini, adalet duygusunu ve insan olma vasfını kaybetmiştir. Aslında zaten hiç ulaşamamıştı; çünkü ulaşmak için çaba sarf etmek, düşünmek, sorgulamak ve kendini aşmak gerekir.

İnsan, yaratıcının kendisine bahşettiği sınırsız evreni, âlemleri ve cenneti görememekte; sadece oturduğu mahalleye sıkışıp kalmaktadır. Oysa insan, taşıdığı enerji ile tüm bu âlemleri keşfedebilecek, adaleti tesis edebilecek ve gerçek insan olma vasfına ulaşabilecek potansiyele sahiptir. Yeter ki kendini bir enerji olarak kabul etsin, özünü hatırlasın ve “Ol” emrinin ardındaki hikmeti anlamaya çalışsın.

İnsanın Yeniden İnşası

İnsan, insani vasıflarını kaybetmiştir; aslında zaten hiç ulaşamamıştı. Ancak bu bir son değil, bir başlangıçtır. İnsan, kendini bir enerji olarak kabul ettiği, adaleti ve insan olma kavramını yeniden yücelttiği, özüne döndüğü sürece bulunduğu yerden çıkabilir ve varlığını ispat edebilir. Yaratıcının ona bahşettiği sınırsız evreni, âlemleri ve cenneti keşfedebilir.

Unutulmamalıdır ki, insan çok değerli bir varlıktır. Yaratıcı, bir takım vasıflarını ona yüklemiş ve onu en üste koymuştur. İnsan, bu değerin farkına vardığı gün, gerçek anlamda var olacak ve insani vasıflarına kavuşacaktır. Aksi halde, bir koyun gibi güdülmekten kurtulamayacaktır.

Edit DS