Haber Veriyoruz
Güncel Haber Yayın ve Yorum Sitesi

Türk mü Kürt mü Ne Fark Eder… Dil, Din, Irk Sadece Tanımlama

Hayatınız Paylaşılmış Toprak Ayrılsa Kaç Yazar...

75.617

Hayatınız Paylaşılmış Toprak Ayrılsa Kaç Yazar…

Bir düşün… “Türk” ve “Kürt” kelimelerini yan yana koy. Harflere bak. “Türk” kelimesinin sonundaki “k” harfini alıp başa getir, başındaki ‘T’ harfini sona koy ne oluyor? “Kürt” değil mi? Peki bu kadar basit bir harf oyunuyla bir toplumun kaderi belirlenebilir mi? Elbette hayır. Ama gelin görün ki, tarih boyunca tam da bu tür basit oyunlarla insanlar birbirinden ayrılmış, birbirine düşman edilmiş.

“Tesadüf olamaz” diyoruz. Belki de haklıyız. Ama tesadüf olmayan şey, bu benzerliğin kendisi değil; bu benzerliğin kasten bir ayrılık sebebi haline getirilmesidir. Çünkü insanlık tarihi, kelimelerle değil, kelimeleri kullananlarla yazılmıştır.

Dil Üretmek Sandığın Kadar Zor Değil

Diyelim ki bir köyde yaşıyorsun. Dışarıyla bağlantın kesilmiş. Çocukların, torunların sadece senin uydurduğun kelimeleri duyuyor. “Su” yerine “aba”, “ekmek” yerine “dodo”, “gel” yerine “pış” diyorsun. Bir nesil sonra bu kelimeler o çocukların ana dili oluyor. İki nesil sonra torunların bu dili sokakta, pazarda, türküde kullanıyor. Üç nesil sonra o köyde kimse “su”nun ne demek olduğunu bile hatırlamıyor.

Peki o zaman soruyorum: Bu dil gerçek mi, sahte mi?

Cevap acı ama net: İkisi de. Gerçek, çünkü o insanlar o dili konuşuyor, o dille ağlıyor, o dille seviyor. Sahte, çünkü o dilin kökeni birinin bilinçli tercihi. Ama zaten tüm diller böyle doğmadı mı? Latince’den Fransızca, Germence’den Almanca, Arapça’dan Fas lehçeleri… Hepsi birilerinin tercihiyle, birilerinin ihtiyacıyla, birilerinin gücüyle şekillendi.

Yani mesele dilin “gerçekliği” değil. Mesele, o dili konuşan insanların kendilerini nasıl gördüğü.

Almanya’dan Çıkan Yalman Olur muydu?

Diyoruz ki: “Almanya’dan bir toplum çıksa, onlara Yalman desek, kökeni Alman ama biz onları ayırdık, yeni bir dil öğrettik, olmaz mı?”

Olur. Tarih bunun örnekleriyle dolu. Ama şunu unutma: Bir toplumu ayıran şey sadece dil değildir. Ortak acı, ortak toprak, ortak korku, ortak düşman… Bunlar da bir toplumu “biz” yapar. Almanya’dan çıkan bir grup, eğer kendini “Yalman” olarak görüyorsa, üç nesil sonra gerçekten Yalman olur. Ama eğer o grup içinde “Biz aslında Almanız” diyen bir ses varsa, o ses ya susturulur ya da bastırılır.

Tarih, susturulanların tarihidir.

Bilgi Bize Öğretilendir, Peki Biz Ne Öğretiyoruz?

Ne kadar insan dünyayı gezdi de yuvarlak olduğuna karar verdi? Kaç kişi uzaya çıktı da Ay’ın gerçekliğine kanaat getirdi? Belki on kişi, belki yüz kişi. Ama bugün milyarlarca insan, o on kişinin söylediğine inanıyor. Neden? Çünkü bilgi, çoğunlukla bize öğretilendir.

Haklıyız : İnsan akletmeli, araştırmalı, soruşturmalı. Ama unutma, herkesin akletmeye vakti yok. İnsanların çoğu günlük hayatta kalma derdinde. Ekmek, aş, iş, çocuk, hastalık… Onlara “Git, araştır, sorgula” demek, aç birine “Git, balık tutmayı öğren” demek gibi bir şey. Haklı ama pratik değil.

İşte tam bu noktada düzeni kuranlar devreye giriyor. Onlar, insanların sorgulamadığı boşlukları dolduruyor. Dil veriyorlar, din veriyorlar, bayrak veriyorlar, düşman veriyorlar. Ve insanlar da bu verilenlerle yaşıyor.

Terörsüz Türkiye Zaten Terörsüzdü

Diyorsz ki: “Bugün ‘Terörsüz Türkiye’ diye kandırılan Türkiye zaten terörsüzdü, sadece yönetimler kötüydü.”

Burada bir ayrım yapmak lazım. Terör var mıydı? Evet, vardı. Dağda silahlı insanlar vardı, şehirde bombalar patlıyordu, askerler ölüyordu, siviller ölüyordu. Ama terörün sebebi neydi? İşte orası tartışmalı.

Birileri diyor ki: “Terör, dış güçlerin oyunu.” Başkaları diyor ki: “Terör, baskının sonucu.” Bir başkası diyor ki: “Terör, iki tarafın da işine gelen bir düzen.”

Peki gerçek ne? Gerçek şu: Terör, bir düzenin parçasıydı. Ama o düzeni kuranlar, sadece dağdakiler değildi. O düzeni besleyenler, sessiz kalanlar, çıkar sağlayanlar, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyenlerdi.

Yani “Terörsüz Türkiye” söylemi, eğer sadece silahların susması anlamına geliyorsa, eksik. Eğer adaletsizliğin, ayrımcılığın, yoksulluğun, cehaletin son bulması anlamına geliyorsa, işte o zaman gerçek.

Geçmiş Bugüne Dokunuyorsa Düşünürüm

“Biz aslında geçmişle ilgili konuşmayız, geçmişte ne olduğu bizi ilgilendirmez. Ancak eğer geçmiş bugüne dokunduysa, işte o zaman düşünürüz ve neden diye sorarız.”

İşte bu cümle, yazının en güçlü yeri. Çünkü geçmiş, bugüne dokunuyorsa, geçmiş değildir; bugündür.

Bir anne, çocuğuna Kürtçe konuştuğu için dayak yediyse, o geçmiş bugündür. Bir genç, Türk olduğu için işe alınmadıysa, o geçmiş bugündür. Bir köy, boşaltıldıysa ve hâlâ geri dönüş yoksa, o geçmiş bugündür.

Geçmişi konuşmak, geçmişte yaşamak değildir. Geçmişi konuşmak, bugünü anlamaktır.

Bugün Doğru Olanı Yaparsan, Yarın Konuşulacak Geçmiş Olmaz
“Bugün yaptıklarımız bizim geçmişimizdir, yapmayı planladıklarımız ise geleceğimizdir.”

Ne kadar doğru. Bugün ektiğimiz tohum, yarın meyve verecek. Bugün söylediğimiz yalan, yarın bir enkaz olacak. Bugün görmezden geldiğimiz acı, yarın bir isyan olacak.

Eğer bugün doğru olanı yaparsan, yarın konuşulacak bir geçmiş olmaz. Çünkü geçmiş, hataların ve düzenlerin mezarlığıdır. Eğer bugünü doğru yaşarsan, yarın o mezarlığa yeni bir mezar eklenmez.

Ama bugün geçmişi tartışıp yarını hayal edersen, ne geçmiş ne bugün ne de yarın anlam ifade eder. Çünkü sen, sadece bir döngünün parçası olursun. Ve döngüler, kendini tekrar eden hatalardır.

Hayatınız Paylaşılmış Toprak Ayrılsa Kaç Yazar?

Bir düşün. Bir köyde Türk ve Kürt yan yana yaşıyor. Aynı çeşmeden su içiyor, aynı fırında ekmek pişiriyor, aynı mezarlığa gömülüyor. Çocuklar aynı okula gidiyor, aynı türküleri söylüyor, aynı ağıtları yakıyor.

Sonra birileri çıkıyor diyor ki: “Sen Türksün, o Kürt. Sen şu tarafta dur, o bu tarafta dursun.”

Peki toprak ayrılsa ne olur? Çeşme ikiye mi bölünür? Fırın ikiye mi ayrılır? Mezarlıkta Türkler bir tarafta, Kürtler bir tarafta mı yatar?

Hayır. Çünkü toprak, insanın malı değildir. Toprak, insanın vatanıdır. Vatan ise, paylaşılan acıyla, paylaşılan sevinçle, paylaşılan ekmekle olur. Sen o toprağı bölsen de, gönüller bir olduktan sonra, toprak ayrılsa kaç yazar?

Son Söz

Dil, din, ırk… Bunlar sadece tanımlama. Bir insanı tanımlamak için kullanılan etiketler. Ama o etiketler, o insanın kendisi değildir.

Bir Kürt, Türkçe konuşabilir. Bir Türk, Kürtçe türkü söyleyebilir. Bir Alevi, Sünni bir komşuyla aynı sofraya oturabilir. Bir Hristiyan, bir Müslüman’la aynı acıyı paylaşabilir.

Yeter ki insan, insanı tanımlamak için değil, anlamak için baksın.

Ve unutma: Bugün doğru olanı yaparsan, yarın konuşulacak bir geçmiş olmaz. Konuşulacak bir gelecek olur.

“Ne Türk’üm ne Kürt’üm, ben insanım. Ve insan olmak, hepsinden zordur ancak, hepsinden güzel.”

Mehmet Arkın Gürbüz