0 555 339 7979 - 0 532 708 30 04
Yüksek Ego ve İdrak Edememek
Sınırsız bir enerji kaynağında kaybolan insan...
Yüksek Ego ve İdrak Edememek
Sonsuzluğun ve muazzam bir kozmik mimarinin içinde, fiziksel varlığı adeta bir toz tanesi kadar küçük olan insanın, kendisine bahşedilen akıl ve idrak kapasitesini kendi türüne düşmanlık üretmek için harcaması trajik bir çelişkidir. Sınırsız evrenlerden, çoklu boyutlardan ve kozmik olasılıklardan söz edilen bir çağda; hâlâ ilkel egolara, sınırsal çatışmalara ve savaş ekonomilerine yatırım yapılması akıl dışılığın doruk noktasıdır. Kozmosun kapılarını aralamaya aday bir türün, hâlâ kabilesel hırslara hapsolması entelektüel bir iflastır.
Tarihsel süreç ve bugünkü küresel manzara, karar alıcı mekanizmaların liyakatten yoksunluğunu açıkça gözler önüne sermektedir. Bugün dünyayı yöneten siyasi ve ekonomik aktörler tarafsız bir rasyonel akıl, etik ve evrensel vizyon testine tabi tutulsalar, büyük çoğunluğunun evrensel gerçeklikten ne kadar kopuk olduğu apaçık ortadadır. Ancak bu tablo çaresizlik barındırmaz; çünkü insanlık havuzunda bu sığlığı aşabilecek, evrensel boyutta düşünebilen muazzam öncüler, bilim insanları ve düşünürler mevcuttur. Yönetim mekanizmaları bu vizyoner akla devredilse, insanlık kısa süre içinde sadece bu gezegenin sınırlarını aşmakla kalmaz, farklı boyutların ve yaratılışın derinliklerindeki katmanların bilgisine de vakıf olabilir.
Bu sıçramanın önündeki en büyük engellerden biri, zihni esir alan ego ve madde bağımlılığıdır. İnsanlık tarihi, kolektif körlüğün ve yıkıcı hırsların ulaştığı noktalarda büyük kırılmalar ve sarsıntılar kaydetmiştir. Sistemi dönüştürmek için ya köklü bir bilinç devrimi (zihinsel formatlama) ya da sistemin kendi ağırlığı altında çöküşü kaçınılmaz görünmektedir. Kalıcı bir dönüşümün sağlanabilmesi için, egemen çıkar grupları yerine bilinç kapılarını zorlayan, evrensel etik ve akıl ekseninde düşünen öncü seslerin toplumsal yönelimi devralması şarttır. Aksi takdirde, küresel nüfusun çok küçük bir azınlığının geri kalan büyük çoğunluğa ekonomik ve zihinsel olarak hükmettiği hiyerarşik ve adaletsiz bir düzen derinleşerek sürecektir.
Bu düzenin ana taşıyıcılarından biri de manipülatif medya yapılanmalarıdır. Halkı bilgilendirme kisvesi altında faaliyet gösteren bu yapılar, hakikati yansıtmak yerine merkezi komuta zincirlerinin çıkarlarına hizmet eden birer algı yönetimi aracına dönüşmüştür. Bilgi akışı monopol altına alınmış, bireylerin sorgulama yetileri sistemli bir şekilde köreltilmiştir. Benzer şekilde, devlet mekanizmalarının sürekli olarak savaş endüstrisine ve silahsızlanma karşıtı yatırımlara bütçe ayırması, geleceğe atılmış en büyük kör adımdır.
Evrensel mülkiyet anlayışı açısından bakıldığında, bu dünya üzerinde hiçbir bireyin ya da zümrenin mutlak toprak ve madde hakkı bulunmamaktadır. Gezegen, geçmişten geleceğe tüm insanlığın ortak mirasıdır. Maddeyi ve mülkiyeti putlaştıran sistemler, insanı özünden uzaklaştırmaktadır. Eğer kökensel bir varoluş kabul edilecekse, bu dünya üzerinde hiçbir unsurun kalıcı bir mülkiyet iddiasında bulunamayacağı kabul edilmelidir.
İnsanlığın uyanışı ve geleceğe ışık olması, dogmatik korkularla kurulan tahakküm biçimlerinin sorgulanmasıyla mümkündür. İnsanlık tarihi boyunca akıl ve vicdan yerine inançlar ve aidiyetler manipüle edilerek kitleler kontrol altında tutulmuştur. Eğer gelecekte bir mücadele verilecekse, bu savaş başka uluslara veya insanlara karşı değil; cehalete, adaletsizliğe, sömürü düzenine ve insan olma haklarının kendisine karşı verilmelidir.
Mehmet Arkın Gürbüz
Edit : Gemini
