Haber Veriyoruz
Güncel Haber Yayın ve Yorum Sitesi

Hayat “Under The Control” diyeli 23 yıl oldu.

Cep telefonu kullanmaya başladığınızdan beri "Dinleniyorsun, gözetleniyorsun, izleniyorsun" dedik.

66.666

Ama kimse anlamadı. Çünkü kontrol edildiğinizi hissetmek ile bunun farkında olmak arasında uçurum var. İnsanlar rahatlarını kaybetmekten korktukça, zincirlerini sevmeye başladı.

“Topa müdahale var” dedim…

Yine kimse anlamadı. Oysa her gün haberlerde gördüğünüz krizler, ekonomik çalkantılar, savaşlar… Hepsi aynı oyunun farklı perde aralarıydı. Bir örnek: 2008 küresel ekonomik krizinde batmayan bankalar, neden halkın vergileriyle kurtarıldı da batırılan küçük esnaf oldu?

Cep telefonu kullanmaya başladığınızdan beri “Dinleniyorsun, gözetleniyorsun, izleniyorsun” dedik.

Yine suskunluk. Şimdi düşünün: Bugün bir restoranda pasta tarifi konuşun, akşam telefonunuzda size pasta malzemesi reklamları çıksın. Bu tesadüf mü, yoksa dijital bir kelepçe mi? Ve bu kelepçeyi siz kendi isteğinizle bileğinize taktınız.

“Hayatınıza yön verilmeye çalışılıyor” dedik.

“Allah Allah” deyip gülenler oldu. Gülmek kolaydı çünkü yönlendirildiğini hissetmek, özgür olduğunu sanan bir zihin için dayanılmazdı. Oysa hangi filmi izleyeceğinize, hangi siyasi görüşe sahip olacağınıza, nasıl giyineceğinize bile sessiz sedasız müdahale ediliyor. Gerçek hayattan bir örnek: Pazarlama şirketlerinin duygu analizi yaparak size özel reklam hazırlaması, aslında düşüncelerinizin haritasını çıkarmak demektir.

Bilim, gerçek verilerle ispatlanan bir arşivdir. Ama kurgu bilim de olabilecek gerçekleri sunar.

Bunu hiç anlamadınız. Belki de anlamak istemediniz çünkü kurgu bilim filmlerinde gördüğünüz “zorba sistemler” bugün sessizce hayatınıza girdi. Örnek: Squid Game dizisindeki borçlandırılmış insanların oyunlara zorlanması gibi, siz de kredi kartı faizleri, konut kredileri ve tüketim çılgınlığı içinde görünmez bir arenada yarışıyorsunuz.

“Beyninize yiyeceklerle, içeceklerle ve manyetik dalgalarla dokunuyorlar” dedik.

Gülüp geçenler oldu. Ama son 20 yılda otizm, DEHB, alzheimer ve depresyon oranlarındaki patlamayı hiç mi sorgulamadınız? Örnek: Katkı maddeleri, yapay tatlandırıcılar ve 5G dalgalarının fareler üzerinde yaptığı deneyleri araştırdınız mı? Siz de o farelerden birisiniz, sadece kafesiniz daha büyük.

“Dünyayı şeytani bir düzen yönetiyor, yaklaşık 100 yıldır” diyoruz.

Kimse bilmek istemiyor. Çünkü bilmek sorumluluk getirir. Peki kim yönetiyor? İsimler değil, zihniyet. Merkez bankaları, büyük fonlar, uluslararası şirketler ve onların çıkarları. Örnek: Bir ilacın fiyatını belirleyen doktor değil, hissedarlardır. Siz hasta olunca kazanan bir sistemde, neden sağlıklı kalasınız ki?

“Şans oyunları bir tuzak, hile yapıyorlar, oynamayın” dedik.

“Öyle şey olur mu?” dediniz. Peki hiç düşündünüz mü, neden tüm şans oyunlarının matematiksel olarak kazandırmama üzerine kurulduğunu? Örnek: Bir kumarhane sahibi asla kumar oynamaz. Çünkü oyunun kurallarını o koyar. Siz oyuncusunuz, kurucu değil. Şans oyunları, umut satın almanız için tasarlanmış bir vergidir.

“Tüm insanlığı, dünya nüfusunun %3’ü yönetmeye çalışıyor” diyoruz.

Yine anlamıyorsunuz. Çünkü bu %3, görünmez. Sizin patronunuz değil, patronunuzun patronunun fonu. Örnek: Dünyadaki 10 büyük şirketin birbiriyle olan iç içe geçmiş yönetim kurullarını analiz eden her akademik çalışma, aynı sonuca varır: Küçük bir grup, tüm küreyi yönetiyor.

En kötüsü şu: İnandığınızı zannediyorsunuz.

İbadet ediyor, dua ediyorsunuz ama hiçbir şey değişmiyor. Çünkü ibadet sadece secde değil, adalettir. Örnek: Namaz kılıp komşusu aç yatan birinden hayır gelmez. Dua etmek değil, duyduğun acıya göre harekete geçmektir ibadet. Oysa siz sadece namaza davet ediyorsunuz insanları; adalete, doğruluğa, dürüstlüğe ve samimiyete değil.

“Her gün Emeviler dönemini yaşıyoruz” diyoruz.

Maalesef ona da inanmıyorsunuz. Emeviler, dini saltanat için kullanan ilk iktidardı. Bugün din ticareti yapılan kanallar, makam için fetva uyduran hocalar, Emevi ruhunun yeniden dirilmiş hali değil midir? Örnek: Bir siyasetçinin cüppe giyip fetva vermesi ile Emevi sarayındaki alimlerin yönetime meşruiyet kazandırması arasında ne fark var?

“Bir tek insan bile acı çekse, hesabını vereceksiniz” diyoruz.

“Olur mu öyle şey?” diyorsunuz. Oysa hiçbir şey kişisel değildir, her şey kolektif bilinçtir. Örnek: Sessiz kaldığınız bir zorbalık, büyür ve bir gün kapınıza dayanır. Birinin acısına seyirci kalmak, o acıyı yaratmaktan farksızdır.

İnsanlara kader biçilecek, hayat sunulacak, cennet vaat edilecek; çoğunluk azınlık ilan edilecek…
Yine mi anlamayacaksınız? Bugün size “özgürsün” diyorlar ama hangi mesleği seçeceğinize, hangi inancı taşıyacağınıza, hangi ülkede yaşayacağınıza kadar müdahale var. Örnek: Size sunulan “başarılı insan” profillerine bakın; hepsi aynı kalıbın hamurundan yoğrulmuş gibi. Asıl başarı, kalıbın dışına çıkabilmektir.

Cehalet ve cahillik içindesiniz diyorum.

Hâlâ “öğreneyim, bilgi edineyim, araştırayım” demiyor, her şeyi bambaşka algılıyorsunuz. Çünkü gerçek cehalet, bilmemek değil; bildiğini sanmaktır. Örnek: Bir konuda tek kaynaktan duyduğunuz bilgiyi sorgulamadan kabul ediyorsanız, özgür bir birey değil, taşıyıcısınız demektir.

Yiyeceklerle, içeceklerle ve size gösterilenlerle hasta ediliyorsunuz; sonra ilaç satılıyor ve siz kobay olarak kullanılıyorsunuz.

Bu gerçeği de hiç anlamadınız. Kısır döngü şu: Hasta eden gıdalar teşvik ediliyor, hastalanınca ilaçlar satılıyor, iyileşince yine aynı gıdalar… Örnek: Raf ömrü uzun olsun diye içine zehir katılan ekmekler, hormonlu tavuklar, şeker bağımlılığı yapan içecekler… Siz bir deneyin parçasısınız ve bunun için size para ödetiyorlar.

“Gökyüzü ele geçirildi, hormonlarınızla oynanıyor, toprağa müdahale ediliyor” diyoruz.

Yine anlamak istemiyorsunuz. Çünkü anlamak, öfkelenmek demek. Örnek: Çocuklardaki erken ergenlik, erkeklerdeki testosteron düşüşü, kadınlardaki hormon bozuklukları… Tesadüf mü, yoksa bilinçli bir müdahale mi? Ya da toprağın tohum vermeyişi, ilaçsız hiçbir şey yetişmeyişi…

Aslında hiçbir şeyi anlamanıza gerek yok.

Çünkü siz enerjinin kötü tarafındasınız. Oraya çekildiniz, bunun farkında bile değilsiniz. Korku, öfke, kıskançlık, tüketim hırsı… Bunlar sizi besliyor ama aynı zamanda karanlığa bağlıyor. Örnek: Nefretle baktığınız her şey, aslında sizin içinizdeki nefreti büyütür. Işık olan, karanlığı yenmez; karanlık olan, ışığı fark etmez.

Yaratılış, ilksel enerji kaynağından meydana geldi.

Allah bir kez “Ol!” dedi ve tüm evren oluştu. Her şey bir enerji dağılımının eseridir. İnsan da buna dâhildir. Kaynak, Yüce Yaratıcı’nın takdirindedir. O halde sizin bu enerji savaşında tarafınızı seçmeniz gerekir. Nötr kalamazsınız.

Artık insanlık iki bayrak altında toplanacak:

Ya siyah bayrağın altında olursunuz (bencillik, hırs, sömürü, yalan)
Ya da beyaz bayrağın altında savaşırsınız (adalet, hakikat, merhamet, paylaşmak)
Bunun dışında dönüşü olmayan bir yoldasınız. Çünkü zaman, “bekleyeyim” demeyecek kadar daraldı.

Ne yazılanı ne de okuduğunuzu anlıyorsunuz.
Allah yardımcınız olsun.
Ama belki de yardım edilmesi gereken, anlamayan değil; anladığı halde susandır.

Mehmet Arkın Gürbüz