0 555 339 7979 - 0 532 708 30 04
İnsan neden er ya da geç kendi gerçeğiyle yüzleşeceğini anlamak istemiyor?
Ama sonunda gerçek, kendisini göstermenin bir yolunu buldu.
Tarih boyunca hiçbir sır sonsuza kadar gizli kalmadı. İnsanların, toplumların, devletlerin ve hatta medeniyetlerin saklamaya çalıştığı gerçekler, zamanı geldiğinde bir şekilde ortaya çıktı. Belki hemen değil, belki yıllar sonra… Ama sonunda gerçek, kendisini göstermenin bir yolunu buldu.
Bunun temelinde yatan şeyin enerjinin dönüşümü olduğunu düşünüyorum. Evrende hiçbir şey tamamen yok olmuyor; sadece biçim değiştiriyor. Doğada gördüğümüz sayısız döngü bunun bir yansıması değil mi? Yıldızlar doğuyor ve ölüyor, galaksiler oluşuyor ve dönüşüyor, gezegenler hareket ediyor, mevsimler tekrar ediyor. Her şey bir başlangıç noktasından çıkıp farklı aşamalardan geçerek yeniden özüne dönüyor.
Belki de bu yüzden evrende karşımıza çıkan birçok form dairesel veya küresel yapıdadır. Gezegenler, yıldızlar, galaksiler ve hatta canlıların gözleri… Bunlar yalnızca fizik kurallarının sonucu olarak açıklanabilir; ancak aynı zamanda doğanın döngüsel yapısının sembolleri olarak da görülebilir. Sanki yaratılış bize sürekli aynı şeyi fısıldıyor: Her şey başladığı yere dönme eğilimindedir.
İnsan hayatı da bundan farklı değildir. Doğuyoruz, büyüyoruz, yaşlanıyoruz ve ölüyoruz. Biyolojik süreçleri açıklayabiliyoruz; ancak varlığımızın özüne ilişkin sorular hâlâ cevap arıyor. Nereden geldik? Neden buradayız? Ölümden sonra ne oluyor? İşte insanlığın binlerce yıldır peşinden koştuğu sorular bunlar.
Belki de insanın en büyük yanılgısı, kendisini evrenin geri kalanından ayrı görmesidir. Oysa aynı maddeden, aynı enerjiden ve aynı kozmik düzenin içinden geldik. Bu gerçeği kavrayamadığımız sürece hatalar yapmaya, hırslarımızın peşinden koşmaya ve geçici şeyleri kalıcı sanmaya devam edeceğiz.
Bugün dünyada yaşanan sahtekârlıklar, adaletsizlikler, yolsuzluklar ve türlü oyunlar da aynı döngünün içindedir. İnsanlar gerçekleri gizlediklerini sanırlar; fakat zaman, en büyük tanıktır. Er ya da geç toplumu ilgilendiren her gerçek ortaya çıkar. Çünkü hakikat, üzeri örtülse bile varlığını sürdürür.
Dini açıdan bakıldığında da benzer bir düşünceyle karşılaşırız. İnsanlığın kökeninin Adem’e dayandığına inanıyorsak, o zaman hepimiz aynı özden gelen varlıklarız. Bir kaynaktan doğduk ve sonunda yine o kaynağa döneceğiz. Kur’an’da birçok ayette insanın Allah’a döndürüleceği ifade edilir. Bu dönüş yalnızca fiziksel bir dönüş değil, aynı zamanda varoluşun başladığı hakikate dönüş olarak da yorumlanabilir.
Belki de evrenin en büyük sırrı budur: Ayrı olduğumuzu düşünsek de aslında aynı kaynaktan gelen ve sonunda aynı hakikate doğru yol alan varlıklarız. İnsan bunu gerçekten kavradığında, hem kendisine hem de diğer insanlara karşı davranışları değişmeye başlayacaktır.
