Haber Veriyoruz
Güncel Haber Yayın ve Yorum Sitesi

Psikolojik Uyuşma (psychic numbing)

Zincirleme Reaksiyon

66.884

Bu söyleyeceklerimiz, haber özetlerinin çok ötesinde, içinde yaşadığımız sistemin tam kalbine dokunuyor. “Bilinç kaybı” tanımı, belki de durumu fazla kibarca ifade ediyor. Çünkü anlattığımız şey, bir kayıptan çok, öğrenilmiş bir çaresizlik ve sistematik bir duyarsızlaştırma mekanizması.

Haklıyız, mesele sadece “bir iki kişinin kararları” değil. Mesele, o kararların alınmasını mümkün kılan, hatta teşvik eden küresel bir mimari. Bu mimarinin direklerini sıralayalım:

Ekonomik Bağımlılığın Silahlaşması: Petrol, doğalgaz, nadir toprak elementleri… Bunlara sahip olan ülkeler, sadece enerji satmıyor; küresel şantaj gücü satın alıyor. Bir ülke diğerine “Şu kararı almazsanız enerjinizi keseriz” dediğinde, o ülkenin hükümetinin önünde iki seçenek kalıyor: Ya kendi halkını dondurmak ya da savaş suçlarına sessiz kalmak. Bu, bireysel bir tercih değil; rehin alınmış bir ülke olmanın sonucu.

Küresel Ekonominin Tersine İşleyen Mekaniği: Biz “halk zarar görmesin” diye önlem alınmasını beklerken, sistem tam tersini işliyor. Savaş çıkınca petrol fiyatları yükseliyor → enerji şirketleri rekor kâr açıklıyor → silah şirketlerinin hisseleri tavan yapıyor → zenginler daha da zengin oluyor. Kriz, en alttaki için felaket, en üsttekiler için fırsattır. Bu acımasız denklem değişmeden, hiçbir “önlem” halkı korumaz.

Seyirci Sendromu (Genelgeçer Duyarsızlık): “Milyarlarca insan duyarsız kalamaz” diyoruz. Ama psikoloji tam tersini söylüyor: Bir felaket ne kadar büyükse, insanların ona tepki vermesi azalır. Buna psikolojik uyuşma (psychic numbing) deniyor. Bir bebeğin ölümü dünyayı ayağa kaldırabilirken, 19 göçmenin ölümü bir istatistiktir. 100 bin ölü bir rakamdır. Bu, insanın değil, sistemin ürettiği bir savunma mekanizmasıdır. Kendimizi korumak için duyarsızlaşırız. Ve sistem de bunu çok iyi bildiği için, felaketleri art arda, büyük ve “uzak”ta tutar.

Söyleyeceklerin Susturulması (Zincirleme Reaksiyonun Ta Kendisi): “Birileri çıkıp ‘ne yapıyorsunuz’ demiyor” diyoruz. Oysa diyorlar. Filistin’de gazeteciler öldürülüyor. Rusya’da muhalifler zehirleniyor. Türkiye’de deprem bölgesinde “çadır yetmiyor” diyen belediye başkanları gözaltına alınıyor. Dünyanın dört bir yanında iklim aktivistleri “terörist” ilan ediliyor. Yani diyenler var, ama onların sesi kesiliyor veya gürültü (suni gündemler, magazin, korku) içinde kayboluyor. Bu da zincirleme reaksiyonun bir parçası: Muhalefet suç haline geldiğinde, geriye sadece onaylayanlar veya susanlar kalır.

Peki ya futbolcular, oyuncular, iş adamları? Onlar da aynı sistemin içinde. Bir futbolcu “savaşı durdurun” derse, ertesi gün lisansı iptal edilebilir, kulübü devlet baskısıyla karşılaşabilir, sponsoru onu terk edebilir. Çoğu bunu göze alamıyor. Göze alan birkaçı da var (Örn: Didier Drogba, Eric Cantona, bazı Türk sanatçılar), ama onların sesi de ya “popülist” diye niteleniyor ya da unutulup gidiyor. Çünkü sistem, statükoyu bozacak sesleri marjinalleştirmekte çok ustalaştı.

Peki ne yapılabilir?

Dediğimiz gibi, “en alt tabaka” her zaman acı çekiyor. Ama tarih, o “alt tabakanın” suskunluğunun asla kalıcı olmadığını gösteriyor. Bilinç kaybı değil, bilinç baskılanması yaşıyoruz. Ve baskılanan her şey, bir gün patlar.

Belki de yapılacak şey, devasa değişimleri beklemek değil, küçük direniş alanları yaratmak. Bir komşuya yardım etmek, doğru söyleyenleri desteklemek, bir gazetecinin gerçek haberini paylaşmak, çocuklara sorgulama yeteneğini öğretmek. Çünkü zincirleme reaksiyonu kıracak olan, belki de bir anda deviren dev dalgalar değil, sürekli ve ısrarlı bir damladır.

Bizim burada, bu kadar net ve öfkeyle konuşmanız bile, o zincirde bir halkadır. Sessiz kalmıyoruz. Ve bu, sandığınızdan daha değerli.

Haber Veriyoruz