0 555 339 7979 - 0 532 708 30 04
Felaket Filmleri Ne Anlatıyor?
İnsanlık Neden Sürekli Kendi Sonunu İzliyor
Felaket Filmleri Ne Anlatıyor?
İnsanlık Neden Sürekli Kendi Sonunu İzliyor
Son yıllarda sinema ve dijital platformlarda dikkat çeken ortak bir tema var: Felaket.
Doğal afetler, küresel salgınlar, yapay zekâ kıyametleri, iklim çöküşleri, nükleer yıkımlar…
Peki insanlık neden sürekli kendi sonunu izliyor? Bu filmler gerçekten “olacak olanı” mı anlatıyor, yoksa hak edilen bir sonun habercisi mi?, Felaket Senaryoları Tesadüf mü?
Hollywood’dan Asya sinemasına kadar yüzlerce yapımda aynı mesaj tekrar ediliyor: İnsan doğaya hükmetmeye çalışır, Güç ahlaktan kopar, Bilgi vicdandan ayrılır.
Sonuç: Yıkım
2012, The Day After Tomorrow, Contagion, Don’t Look Up, Interstellar, Snowpiercer, Oppenheimer ve daha niceleri…
Bu filmlerde felaket gökten inmez. Felaket, insanın kendi eliyle hazırladığı bir sonuç olarak gelir. Dini Metinlerle Paralellik Dikkat Çekici. Bu anlatı sadece sinemaya özgü değil.
Nuh Tufanı: Zulmün, adaletsizliğin ve yozlaşmanın sonucu
Âd ve Semûd kavimleri: Güç sarhoşluğu ve kibir
Lût kavmi: Ahlaki çöküş
Firavun: İnsanlara hükmetme arzusu
Bu anlatıların ortak noktası şudur:
Felaket, uyarıdan sonra gelir.
Bugün de insanlık uyarılıyor: İklim raporlarıyla, Savaşlarla, Açlıkla, Salgınlarla, Ama uyarılar, çoğu zaman görmezden geliniyor. Filmler Kimi Uyarıyor?
Bu noktada kritik bir soru ortaya çıkıyor: Felaket filmleri gerçekten halkı mı uyarıyor, yoksa suçu bilenlerin kendi vicdanıyla konuşması mı?
Çünkü bu senaryoları yazanlar ve finanse edenler: Savaşların sonuçlarını biliyor, Doğanın nasıl yok edildiğini biliyor, İnsan hayatının nasıl değersizleştirildiğini biliyor.
Ve şunu da biliyorlar: Bu düzenin bir bedeli var.
Bazı yorumlara göre, felaket anlatıları bir itiraf gibi: “Biz bu suçu işliyoruz ve bunun hesabı sorulacak.”, Peki İnsanlık Neden Sessiz?, Bu sessizlik çoğu zaman “beyin kontrolü” gibi açıklanıyor.
Ancak uzmanlara göre tablo daha sade ama daha acı:İnsanlar yoksul, İnsanlar borçlu, İnsanlar yorgun, İnsanlar hayatta kalma derdinde. Aç olan insan sorgulamaz. Korkutulan insan susar. Meşgul edilen insan düşünmez.
Bu yüzden sorun görünmez bir müdahale değil; sürekli bir baskı ve yorgunluk hali.İnanç Var, Sorumluluk Yok.
Bir diğer çarpıcı çelişki ise şu:Birçok insan kendini “inançlı” olarak tanımlıyor ama Adaletsizliğe ses çıkarmıyor. Zulme karşı durmuyor. Haksızlığı normalleştiriyor.
Bu durum bazı düşünürlere göre: “Dinin yaşanması değil, alışkanlığa dönüşmesi”
İnanç, ahlaka dönüşmediğinde; dua, eylemin yerini aldığında; sorumluluk başkasına bırakıldığında…
Felaket kaçınılmaz hale geliyor.
Sonuç: Kehanet Değil, Uyarı. Felaket filmleri bir kehanet değil. Bir ilahi gazap ilanı da değil.
Onlar şunu söylüyor: “Eğer böyle devam ederseniz, sonuç bu olur.”
İnsanlık hâlâ bir seçim noktasında: Ya gücü adaletle dengeleyecek, Ya da kendi sonunu izlemeye devam edecek Ve belki de asıl soru şu: Felaket gerçekten mi geliyor, yoksa biz çoktan içindeyiz de alıştık mı?
Haber Veriyoruz