0 555 339 7979 - 0 532 708 30 04
Geçmişi Kesin, Geleceği İmkânsız Sanan Zihin
Bugünü not almayan, geçmişi yazamaz.
Geçmişi Kesin, Geleceği İmkânsız Sanan Zihin
Bugünü not almayan, geçmişi yazamaz. Bugünü not almayan, yarını da inşa edemez.
Bu yüzden not alınmayan geçmiş, gerçeğin değil; anlatının ürünüdür. Yazılmayan gelecek ise insanların gözünde bir hayal, hatta bir “saçmalık” olarak görülür. İlginç olan şudur: İnsanlar geçmişi anlatırken neredeyse hiç “-mış / -miş” kullanmazlar. O dönemde yaşamamış olsalar bile, sanki oradaymış gibi konuşurlar. Gelecek söz konusu olduğunda ise aynı insanlar bir anda kesinlikten kaçar; “olmaz”, “abartıyorsun”, “hayal bu” diyerek geri çekilirler.
Bu bir çelişki değil mi?
Geçmiş Neden Kesin, Gelecek Neden Şüpheli?
Geçmiş, çoğu insan için sorgulanan bir alan değildir. Çünkü geçmiş; kitaplarla, derslerle, belgesellerle, otoritelerle paketlenmiş halde sunulur. İnsanlar bu bilgileri araştırarak değil, kabul ederek alır. Bu yüzden geçmiş, yaşanmış bir gerçeklik gibi anlatılır. Oysa tarihin büyük bölümü yorumdur, seçilmiş veridir, eksiktir, bazen bilinçli olarak eksiltilmiştir.
Ancak insanlar bunu görmek istemez. Çünkü kesinlik hissi güven verir. Belirsizlik ise rahatsız eder.
Gelecek tam da bu yüzden rahatsız edicidir. Gelecek; soru sorar, düzeni zorlar, insanı düşünmeye iter. “Uzaylılar olabilir”, “insanlık başka bir evreye geçebilir”, “teknoloji insanı dönüştürecek” gibi öngörüler; kanıt değil, olasılık içerir. Ve olasılık, korku üretir. Korku ise alaya dönüşür.
Bilgi Satmak Kolay, Düşünmek Zor
Bugün geçmişle ilgili “bilgi ve kültür satanlar”, aslında çoğu zaman sadece kendilerine öğretileni tekrar eder. Ama bunu kabul etmek istemezler. Çünkü bu kabul, onların “bilen” konumunu sarsar.
Araştırmak yerine anlatmak, sorgulamak yerine aktarmak, düşünmek yerine ezberletmek…
Bu yüzden geçmiş anlatıları kutsallaşır. O anlatılara karşı çıkan değil, gelecekle ilgili düşünen insanlar hedef alınır. Çünkü gelecek, henüz satılamayan bir alandır.
Gelecek Konuşanı Neden Sustururlar?
Gelecek öngörüsü risklidir. Yanlış çıkma ihtimali vardır. Ama asıl mesele bu değildir. Asıl mesele şudur: Geleceği konuşmak, bugünün düzenini rahatsız eder. İnsanlar düzenin sarsılmasını sevmez.
Bu yüzden biri çıkıp yeni bir fikir ortaya attığında, fikrin içeriğine bakmak yerine şuna odaklanılır:
“Kim söyledi?”, “Nereden çıktı?”, “Bunu yapay zekâ mı yazdı?”. Fikri Değil, Etiketi Tartışan Toplum
Bir fikir ortaya konuluyor. Bu fikir yapay zekâ ile genişletiliyor. O anda düşüncenin kaynağı, amacı, mantığı değil; etiketi konuşuluyor. “AI yazmış.”, “Ona yazdırmışsın.”
Kimse şunu sormuyor: Bu fikir kimin zihninde doğdu?, Ne söylüyor?, Neyi işaret ediyor?, Hangi soruyu soruyor? Çünkü detaylara inmek emek ister. Yargılamak ise kolaydır. Asıl Soru Şu Olmalı
Geçmişi kesin kabul eden ama geleceği konuşanı küçümseyen bir zihin, gerçekten özgür düşünebilir mi?
Bugünü not almadan geçmiş anlatanlar, aslında geçmişi değil; kendilerine öğretilmiş bir kurguyu tekrar eder. Geleceği konuşanlar ise henüz yazılmamış olanı dillendirir. Bu yüzden rahatsız ederler.
Ama unutulmaması gereken şudur: İnsanlık, geçmişi tekrar ederek değil; geleceği sorgulayarak ilerlemiştir.
Haber Veriyoruz