0 555 339 7979 - 0 532 708 30 04
EGO’lar Topluma Zarar Veriyor
Toplumların görünmeyen ama en yıkıcı hastalıklarından biri.
EGO’lar Topluma Zarar Veriyor
Toplumların görünmeyen ama en yıkıcı hastalıklarından biri, bireysel ego değil; kurumsallaşmış egodur. Bu ego; koltuklarda, sahnelerde, ekranlarda ve karar masalarında yıllarca biriken, yaşla azalmayan; aksine zamanla sertleşen bir bilinç tıkanıklığıdır.
Bugün dünyada ve Türkiye’de yaşanan ekonomik, sosyal ve siyasal belirsizliklerin önemli bir kısmı; savaşlardan, krizlerden ya da teknolojiden önce egosunu tatmin edememiş ama gücü elinde tutmaya devam eden insanlar yüzünden derinleşmektedir.
Sahneyi Terk Etmeyenler
Doğada her şey bir döngüye tabidir. Ağaç yaşlanır, toprağa karışır.Hayvan liderliği bırakır, geri çekilir. İnsan ise modern çağda bu döngüyü reddetmiştir.
75 yaşına gelmiş siyasetçiler, onlarca albüm yapmış sanatçılar, milyar dolarları yönetmiş iş insanları hâlâ sahneden inmemekte, mikrofonu bırakmamakta, karar mekanizmalarından çekilmemektedir. Sorun yaşları değildir; sorun bırakamamalarıdır. Bu durum bir başarı arzusu değil, ego bağımlılığıdır.
Ego Başarıyla Değil, Eksiklikle Beslenir
Ego çoğu zaman güçle karıştırılır. Oysa gerçek güç sessizdir. Ego ise sürekli konuşur, görünmek ister, onay bekler.
Milyon dolarlara sahip bir iş insanının hâlâ daha fazlasını istemesi; onlarca yıl sahnede kalmış bir sanatçının gençlerin önünü açmak yerine alan işgal etmeye devam etmesi; yıllardır iktidarda olan siyasetçilerin “yerime kim gelir” korkusuyla sistemi kilitlemesi aynı kökten beslenir:
Anlam eksikliği.
Başarı elde edilmiş olabilir, servet birikmiş olabilir, tanınırlık sağlanmış olabilir; ancak içsel bir tamamlanma yoksa ego büyümeye devam eder. Çünkü ego, ölümü ve sonluluğu kabullenemeyen bilincin savunma mekanizmasıdır.
Düzeni Kuranlar ve Geleceği Belirsizleştirenler
Bugün “düzen” diye adlandırılan yapılar; çoğu zaman gençlerin, yeni fikirlerin ve alternatif bakışların dışlandığı kapalı sistemler haline gelmiştir. Bu düzeni kuranlar ise çoğunlukla kendi başarı hikâyelerini kutsallaştırmış, onları mutlak doğru olarak kabul ettirmiş kişilerdir.
Bu kişiler için:
Gençlerin işsizliği bir istatistiktir. Toplumsal huzursuzluk geçici bir dalgalanmadır. Gelecek, kendi ömürleriyle sınırlı bir zaman dilimidir
Oysa gerçek şudur: Alan işgal eden ego, geleceğin önünü tıkar.Gençlerin iş bulamamasının, sistem dışına itilmesinin ve umutsuzlaşmasının arkasında yalnızca ekonomik nedenler değil; bırakmayan, devretmeyen, çekilmeyen egolar vardır.
Ego Toplumsal Bir Sorundur
Ego bireysel bir mesele olmaktan çıktığında: Kurumlara yerleşir, Sistemleri kilitler, Toplumu durağanlaştırır.
Bu noktadan sonra ego artık kişisel bir zaaf değil, toplumsal bir tehdittir.
Çünkü ego: Yenilenmeyi engeller, Eleştiriyi düşmanlık sayar. Farklılığı tehdit olarak görür Ve en tehlikelisi: Kendi varlığını toplumun geleceğinden daha önemli hale getirir.
Sonuç: Sahneyi Bırakmak Bir Erdemdir. Gerçek bilgelik, sonsuza kadar konuşmak değil; doğru zamanda susabilmektir. Gerçek liderlik, koltuğu korumak değil; yer açabilmektir. Gerçek başarı ise geride bir isim değil, işleyen bir sistem bırakabilmektir. Ego tatmini üzerine kurulu hayatlar; bireyi geçici olarak ayakta tutabilir ama toplumu uzun vadede çökertir.
Bugün ihtiyaç duyulan şey daha fazla güç, daha fazla para ya da daha fazla gösteri değil;
bırakmayı bilen bir bilinçtir.
Haber Veriyoruz