Mürekkep varken kalemin yazması gayet normal.

Bu kalem benden ne istiyor…

Hadi diyorum bugün düşünme, bugün yazma. bugün gerçeklere gözünü kapa…maalesef yapamıyorum. Sanki kalem ve ben bir bütünlük sağlamış gibiyiz. Bakmayın siz klavyeyi kullandığıma kalemle yazmak benim için daha bir zevkli ve bir sanat, ancak onu teknolojiye taşımak ve yayınlamak zor olsa gerek…

Düşünmeden yapamıyor. Beynim gelecek öngürüleri ile dolu bir ansiklobedi gibi. Ben ona aslında bir ferman diyorum. Hiç bitmeyen bir ferman var sanki beynimde. Her gördüğümde, her duyduğumda kafamın içinde kelimeler kendiliğinden canlanı veriyor ve bunları aktarmam gerektiği ise aklımdan çıkmayan bir felsefe.

  • Neden? bilgi insanın beyninde oluşur (verilir) ve birikir sadece paylaşmak için ve paylaşmadığınız zaman o bilgi beyin de şişiyorda şişiyor sonra bir anda patlak verebiliyor.

Hep böyle bir insanlara yardım etme, insanlığı uyandırma, insanlık için ışık olma modundayım. Ama bir türlü büyük bir alev haline gelmiyor. Sanki küçük bir kıvılcım gibi yanması gerekiyor ve sonra…

İnsanların beni anlamaması ve yazılanları değerlendirememesi beni çileden çıkarıyor. Onlara karşı saygımı ve sevgimi kaybetmemek için tekrar tekrar yazıyorum. Tamam bazen çizgiyi aşmış olabilirim…

İşte diyorum her şey ortada hayat resmen göbekde duruyor ve insanlar onu görmeyerek etrafından dolanıyorlar. Gerçekler gözümüzün önünde ama biz göremiyoruz ben buna kıl oluyorum.

Sonra diyorum ‘Akıl…‘ ne oldu sana. Hadi beyin değişime uğradı yada başka veriler yazdırıldı. Peki akla ne oldu sorusu kafamın içerisinde benimle sürekli savaş halinde.

Bazen ise klavyeyi parçalamak geliyor içimden çünkü aktaramıyorum bazı düşünce ve fikirlerimi. Halbuki suç onda değil sadece yeterince kelime bulamıyorum. Yeni kelimeler üretiyorum ama okuyanlar da kocaman bir soru işareti hadi bakalım bu ne demek durumu ile karşılaşıyorlar.

Peki kurallara ne demeli. Bir sürü imla kuralı yazılmış. E yazarlarken bana veya sana sordular mı? daha doğrusu kime sordularda bu kuralları tüm insanlığa dayattılar, sanki vazgeçilmez. Al işte ben vazgeçtim…

En büyük soru ve sorun şu. Saplantı ve mühürlenmiş kalp bir de gözlerdeki perde. Peki bunları nasıl ortadan kaldırmalıyız. Benim kalem bunun bir türlü cevabını veremiyor. Hani her şey yazmayı istiyordun ve bir ton düşünmüştün….

MAG