0 555 339 7979 - 0 532 708 30 04
Kayyum artık istisna değil, yönetim biçimi mi oluyor?
Önce belediyeler geldi. Sonra özel sektör sonra Aile yönetimi mi yoksa?
Türkiye’de bir zamanlar kayyum kelimesini yalnızca hukukçular bilirdi. Bugün ise neredeyse herkes biliyor. Çünkü kayyum artık istisnai bir tedbir olmaktan çıkıp ülkenin siyasi ve ekonomik gündeminin merkezine yerleşmiş durumda.
Önce belediyeler geldi.
Vatandaş sandığa gitti, oy verdi, belediye başkanlarını seçti. Ancak daha sonra birçok belediyede seçilmiş yöneticilerin yerine merkezi idare tarafından görevlendirilen isimler getirildi. 2024 yerel seçimlerinden sonra da çok sayıda belediyeye kayyum atandı. Böylece milyonlarca seçmenin oyuyla oluşan yerel yönetimler fiilen Ankara’nın kontrolüne geçti.
Hukuken bunun dayanakları olduğu söyleniyor.
Ancak mesele yalnızca hukuki değildir. Demokrasi sadece kanun maddelerinden oluşmaz. Demokrasi aynı zamanda halkın iradesine saygı göstermektir. Eğer seçilmiş yöneticilerin yerine atanmış bürokratlar geçiyorsa, vatandaşın şu soruyu sorması kaçınılmazdır:
“Ben oy verdim ama benim seçtiğim kişi neden yönetmiyor?”
Bugün aynı tartışma özel sektöre taşınmış durumda.
Türkiye’de kayyum atanan şirketlerin sayısı yüzlerle ifade ediliyor. TMSF’nin resmi kayıtlarında çok sayıda şirket bulunuyor. Bazı değerlendirmelere göre bu sayı son yıllarda hızla büyüdü ve TMSF’nin yönettiği ekonomik yapı devasa bir büyüklüğe ulaştı.
Elbette devlet suç işlendiğine inanıyorsa soruşturma açabilir.
Elbette mahkemeler gerekli gördüğünde tedbir uygulayabilir.
Ancak burada sorulması gereken soru şudur:
Türkiye’de neden her geçen yıl daha fazla şirket ve daha fazla belediye kayyum yönetimine geçiyor?
Sorun gerçekten sadece suçla mücadele mi?
Yoksa devlet, seçilmiş ve bağımsız yönetim alanlarını giderek daha fazla kontrol altına alan yeni bir modele mi yöneliyor?
İktidar bu uygulamaların hukuk çerçevesinde yürütüldüğünü savunuyor. Muhalefet ise bunun demokratik temsil ve mülkiyet hakkı açısından ciddi riskler oluşturduğunu söylüyor.
Asıl problem ise güven meselesidir.
Bağımsızlığı konusunda tartışmalar bulunan bir yargı düzeninde verilen her kayyum kararı toplumun önemli bir kesiminde şüpheyle karşılanıyor. İnsanlar “Bu karar gerçekten hukuk için mi verildi, yoksa siyasi sebepler de etkili mi?” sorusunu sormaya başlıyor.
Bir ülkede yatırımcı güveninin temelinde hukuk güvenliği vardır.
Bugün bir şirket sahibinin aklındaki soru şudur:
“Yarın benim şirketime de kayyum atanabilir mi?”
Bir seçmenin aklındaki soru ise şudur:
“Benim oy verdiğim belediye başkanı görevde kalabilecek mi?”
Bu soruların çoğalması, yalnızca muhalefetin değil, ülkenin tamamının sorunudur.
Çünkü demokrasi sandıkla, ekonomi ise güvenle yaşar.
Güven kaybolduğunda ne seçim sonuçları ne de ekonomik göstergeler tek başına yeterli olur.
Türkiye’nin bugün ihtiyaç duyduğu şey daha fazla kayyum değil, daha fazla hukuk güvenliği, daha fazla şeffaflık ve daha fazla hesap verebilirliktir.
Aksi halde vatandaşın zihnindeki şu soru büyümeye devam edecektir:
“Yönetimi halk mı belirliyor, yoksa atamalar mı?”
Editoryal Destek : Gemini
Haber Veriyoruz
