Çok azımız gerçekleri bilerek yaşayacak.

İnsanlık bataklığın içinde olabilir.

Az bir azınlık doğruları bilecek…

– Hadi bir kaç tek atalım bu akşam, biraz gecelere akalım, ne dersin…

– Veya caddeleri sokakları gezelim, karılara kızlara bakalım belki bir iki tane düşürür gecemizi şenlendiririz…Olmazsa bir kahve köşesinde kırarız kağıtların belini dizeriz fayansları yeni inşaatlara…

– Olmadı dertleşiriz, sen anlatırsın bu dünyayı, ben sana anlatırım var olmayı…

– Ama dur sen dünyayı anlatırken bana yalan gelecek, bense sana var olmayı anlatırken paranoya olacağım. Peki ne yapalım…

Düşünelim; hayal kuralım, hissedelim ve algılayalım.

Gördüğünüz iki göz ile eşit bakmanız gerekirken (bazılarında biri aşağıda biri yukarıda yada biri kapalı) ve fiziksel kuralların geçici olduğunu bildiğiniz halde, neden hayal, his ve algılama ile bir var oluşu kabul edemiyoruz.

Kalbimiz içimizde, beynimiz başımızda ve kan denen bir sıvı ile hayatta kaldığımızı biliyoruz. Hadi kalbinizi çıkarın bir ilenize alın desem et parçasından başka ne göreceksiniz. Yada beyninizi çıkarın önünüze koyun desem belki onda farklı durumlar görebilirsiniz.

Bu fiziksel var oluşun ölümlü olduğu gerçeğini kabul ediyoruz da kalbinin sesin dinle derken, yada beynini kullan derken ne yapmamız gerekiyor… Maalesef az bir azınlık gerçekleri bilecek ve ona göre yaşayacaklar. Çoğunluk bir bataklık içerisinde ilerleyecek.

Bunun tek bir sebebi olacak; insanı, yaradılışı, var olmayı algılayamama…Var oluşun bir yok oluş olacağını ve kimi yaratılışlar için ise sonsuzluk hayatı olacağını kabullenmeme… Eğer kabulleniyor iseniz neden halen çoğunluk içerisinde ve gerçeklerden uzaksınız…

MAG