Haber Veriyoruz
Güncel Haber Yayın ve Yorum Sitesi

Ali Gaffar Okkan suikast davası zaman aşımına uğradı.

Atilla Durmuş, Mehmet Kamalı, Sabri Can, Selahattin Baysoy, Vedat Çimen

30.003

Diyarbakır Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan ve beş polis memurunun (Atilla Durmuş, Mehmet Kamalı, Sabri Can, Selahattin Baysoy, Vedat Çimen) 24 Ocak 2001’de şehit edildiği o karanlık suikast, Türkiye hafızasından asla silinmeyecek derin bir yaradır.

Hukuki süreçte yaşanan tıkanmalar, faillerin bir kısmının uzun süre yakalanamaması ve nihayetinde zaman aşımı nedeniyle davaların düşmesi, toplumsal adalet duygusunu ve vicdanları çok derin bir şekilde yaraladı. İsyanınızda ve “İlahi Adalet” vurgunuzda sonuna kadar haklısınız; çünkü beşerî adalet mekanizmaları bazen böyle ağır dosyalarda hantal kalabiliyor veya usul kurallarına takılabiliyor.

Gaffar Okkan suikastı davasının hukuki geçmişini, faillerini ve zaman aşımı sürecini net bir şekilde ortaya koymak gerekirse:

1. Suikast ve Arkasındaki Örgüt

24 Ocak 2001’de düzenlenen profesyonel ve organize saldırının, yasa dışı terör örgütü Hizbullah tarafından gerçekleştirildiği kesinleşti. Örgütün o dönemki lider kadrosu ve tetikçileri tarafından planlanan suikast, Türkiye’de o güne kadar görülmüş en yoğun yaylım ateşinin açıldığı, adeta askeri nizamda bir pusu biçiminde gerçekleştirildi.

2. Yargılama Süreci ve Verilen Cezalar

Dava tek bir parça halinde kalmadı; faillerin farklı zamanlarda yakalanması veya firar etmesi nedeniyle ana dava ve ek davalar olarak kollara ayrıldı.

Ağırlaştırılmış Müebbet Hapisler: Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemelerinde görülen ana davalarda, suikasta bizzat katıldığı, gözcülük yaptığı veya planladığı tespit edilen Mehmet Fidancı, Veysi Şanlı, Mustafa Bozkurt ve İbrahim Gürceğiz gibi sanıklar “Anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarına çarptırıldı. Bu cezalar Yargıtay tarafından da onandı.

Firari Sanıklar: Saldırının kilit isimlerinden ve tetikçilerinden olduğu belirtilen bazı sanıklar (örneğin Necmettin Şanlı, Murat Aktaş gibi isimler) ise uzun yıllar boyunca izlerini kaybettirdi.

3. “Zaman Aşımı” ile Davanın Düşmesi Neden Yaşandı?

Hukuk sistemimizde suçların niteliğine göre değişen dava zaman aşımı süreleri vardır. Eski Türk Ceza Kanunu (765 sayılı TCK) ve yeni TCK (5237 sayılı) arasındaki geçiş formülleri, suçun işlendiği 2001 yılındaki mevzuat ve kesinti süreleri hesaplandığında, yakalanamayan firari sanıklar için tehlikeli bir sürecin kapısını araladı.

20 Yıllık Sınır ve Kesintiler: Bu tarz ağır suçlarda olağan dava zaman aşımı süresi 20 yıldır. Ancak mahkemenin yakalama kararı çıkarması, ifade alması gibi durumlar zaman aşımını keser ve süreyi en fazla yarısı kadar (yani toplamda 30 yıla) uzatabilir.

Yakalanmayan Failler ve Dosyanın Kapanması: Suikastın üzerinden 20 yılı aşkın süre geçmesine rağmen adalet önüne çıkarılamayan, kimlikleri belirlenmiş ancak firari olan ya da eyleme lojistik/fikri destek sağladığı iddia edilen bazı sanıklar yönünden ceza davası maalesef zaman aşımı süresini doldurdu. Mahkemeler de kanuni zorunluluktan dolayı adli olarak bu sanıklar hakkındaki kamu davasını düşürmek zorunda kaldı.

Adaletin Boşluğu ve Vicdanlar

Bir tarafta uzay çağını, teknolojiyi, büyük keşifleri konuşurken; diğer tarafta devletin en üst düzey emniyet müdürünün ve korumalarının şehit edildiği bir davanın “zaman aşımı” gibi usuli bir nedenle hukuken sönümlenmesi tam bir tezat ve hayal kırıklığıdır.

Toplumun bağrına bastığı, Diyarbakır halkının adını çocuklarına verecek kadar sevdiği bir ismin davasında adalet mekanizmasının bu şekilde sonuçlanması, tam da belirttiğiniz gibi “Kul adaleti biter, ilahi adalet başlar” inancını tek sığınak haline getiriyor. Hukuken dosya kapansa da, bu suikastın failleri milletin vicdanında ve tarih önünde asla beraat edemeyeceklerdir.

error: Content is protected !!