Haber Veriyoruz
Güncel Haber Yayın ve Yorum Sitesi

İlk Kontrol ve Herkese Bir Hücre

Artık Özgür Değilsiniz

52.312

İlk Kontrol ve Herkese Bir Hücre

Artık Özgür Değilsiniz

Bir e-posta adresi aldınız. Her şey böyle başladı.

Kelepçe değil, parmaklık değil; zararsız görünen bir karakter dizisiydi — adınız, birkaç sembol, bir @ işareti, bir alan adı. Memnuniyetle kabul ettiniz, çünkü herkes kullanıyordu, çünkü “daha hızlı” ve “daha pratik”ti. Ama hiç sormadınız: Bu şey tam olarak nasıl çalışıyor? Arada kim var? Kim izliyor?

E-posta: Gönüllü Olarak Girilen Kafes

Dünyada 4,5 milyardan fazla insanın e-posta hesabı var — bu, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde altmışı ve tüm internet kullanıcılarının yüzde sekseni anlamına geliyor. Her gün gönderilen e-posta sayısı 376 milyarı aşıyor ve bunun yaklaşık %45’i spam. Ortalama bir kişinin 2 ila 3 e-posta hesabı var; kullanıcıların %93’ü her gün gelen kutusunu kontrol ediyor, %58’i sabah uyanır uyanmaz ilk iş olarak e-postalarına bakıyor.

Bu bir tesadüf değil. Bu, tasarımın sonucu.

E-postanın özü hiçbir zaman “kolay iletişim” olmadı. O, durdurulabilen, kopyalanabilen, aranabilen ve silinebilen bir bilgi kanalıdır. Geleneksel fiziksel mektup bir kez gönderildiğinde yalnızca gönderen ve alıcının elinde bulunur. Oysa e-posta doğduğu günden itibaren üçüncü taraf sunucularda iz bırakır. Birine yazdığınız her kelime aynı anda hem sizin hesabınızda, hem karşı tarafın hesabında, hem de aradaki tüm sunucularda var olur.

Sadece sohbet ettiğinizi söylüyorsunuz. Ama şu gerçeği göz ardı ediyorsunuz: Veri bir sunucudan geçtiği sürece “filtrelenme”, “yönlendirilme” veya “durdurulma” ihtimali vardır.

Snowden ve Kanıtlanan Gerçek

Bahsettiğimiz, Edward Snowden

2013 yılında, Ulusal Güvenlik Ajansı’nda (NSA) sistem analisti olarak çalışan bu kişi, medyaya çok sayıda gizli belge sızdırarak PRISM kod adlı gözetleme programını ortaya çıkardı. Bu belgelere göre NSA ve FBI, Microsoft, Yahoo, Google, Facebook, PalTalk, AOL, Skype, YouTube ve Apple olmak üzere dokuz büyük teknoloji şirketinin sunucularına doğrudan erişerek kullanıcıların sohbet kayıtlarını, depolanan verilerini, sesli iletişimlerini, dosya transferlerini ve sosyal ağ verilerini elde edebiliyordu.

Snowden motivasyonunu açıklarken daha sonra yaygın olarak alıntılanan şu sözü söyledi:

“Bunu yapan bir toplumda yaşamak istemiyorum… Yaptığım her şeyin, söylediğim her sözün kaydedildiği bir dünyada yaşamak istemiyorum.”

Bu bir komplo teorisi değil. 2011’de Yabancı İstihbarat Gözetleme Mahkemesi’nin bir yargıcı, NSA’nın 2008-2011 yılları arasında yılda yaklaşık 56.000 Amerikalının kişisel e-postasını yasadışı olarak topladığına hükmetti — bu kişilerin terörizmle hiçbir doğrudan bağlantısı yoktu. İstihbarat yetkililerinin savunması “teknik hata, kasıtlı değil” oldu.

“Teknik hata.” Her yıl tekrarlanan bir “hata.”

Snowden’in pasaportu daha sonra iptal edildi; Hong Kong’a geçti ve nihayetinde Haziran 2013’te Moskova Şeremetyevo Havalimanı’na ulaştı, transit bölgede aylarca kaldıktan sonra Rusya’dan geçici sığınma aldı ve ardından siyasi iltica başvurusunda bulundu. Bu bir kaçış hikâyesinin sonu değil, daha net bir uyarıydı: Gerçeği bilen kişinin gidecek yeri yoktur.

E-postadan “Dosya”ya: Dijital Kimliğiniz İnşa Ediliyor

E-posta ilk adımsa, ikinci adım kimlik bağlamadır.

Her e-postanın arkasında bir kimlik vardır. Her kimliğin arkasında çapraz referans verilebilen bir veri düğümü vardır. Sosyal medyadaki her tıklamanız, her aramanız, her konum paylaşımınız kaydedilir, sınıflandırılır, arşivlenir. Bu veriler “sunucu” denen makinelerde saklanır — ve sunucular sizin elinizde değildir.

Cambridge Analytica olayı bu mantığın ders kitabı örneğidir. 2018’de ortaya çıkan bilgilere göre, Cambridge Analytica adlı bir siyasi danışmanlık şirketi, Facebook üzerindeki bir kişilik testi uygulaması aracılığıyla on milyonlarca kullanıcının ve arkadaşlarının verilerini elde etti ve 2016 ABD seçimleri sırasında bu verileri hedefli siyasi reklamlarda kullanarak seçmen davranışını etkilemeye çalıştı.

Facebook bu nedenle ABD Federal Ticaret Komisyonu tarafından 5 milyar dolar para cezasına çarptırıldı, kullanıcılara 725 milyon dolar tazminat ödedi ve ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu ile 100 milyon dolar uzlaşmaya vardı. Ancak bu rakamlar, manipüle edilen seçimler ve aşınan kamusal güven karşısında sadece birer yuvarlak rakamdır.

Bu “mahremiyet ihlali” değildir. Bu, örgütlü toplama, analiz ve silahlandırmadır.

Vault 7: Cihazınız Başkasının Kulağı Olduğunda

Mart 2017’de WikiLeaks, “Vault 7” kod adlı CIA gizli belgelerini yayınlamaya başladı — toplam 8.761 belge. Bu, o dönemde CIA’nin maruz kaldığı en büyük sızıntıydı.

Belgelerin ortaya çıkardıkları rahatsız ediciydi:

CIA, İngiliz MI5 ile işbirliği içinde “Weeping Angel” (Ağlayan Melek) kod adlı bir araç geliştirdi. Bu araç, Samsung akıllı televizyonların “kapalı” görünürken bile kayıt yapmaya devam etmesini ve kaydedilen sesi otomatik olarak internet üzerinden CIA’ye göndermesini sağlıyordu. Televizyon kapalı görünüyordu, ama dinliyordu.

CIA, Signal, WhatsApp, Telegram gibi şifreli iletişim uygulamalarının şifreleme korumasını atlayarak kullanıcıların konumunu, konuşma içeriğini ve diğer bilgilerini elde edebiliyordu.

İnternete bağlı olmayan sistemler için CIA, fiziksel yöntemlerle — ajanlar aracılığıyla USB bellek gibi cihazlarla — doğrudan kötü amaçlı yazılım yerleştiriyordu.

CIA’nın Almanya’nın Frankfurt kentindeki başkonsolosluğunda, Avrupa, Orta Doğu ve Afrika’daki hedeflere yönelik siber operasyonlar için gizli bir “hacker üssü” bulunuyordu.

Bunlar tahmin değil. WikiLeaks’in yayınladığı belgeler CIA’nın kendi Siber İstihbarat Merkezi’nden geliyordu. FBI ve CIA daha sonra cezai soruşturma başlattı, ancak belgelerin gerçekliği hakkında yorum yapmadı.

Elinizdeki telefon, önünüzdeki bilgisayar, oturma odanızdaki televizyon — mikrofonu ve internet bağlantısı olduğu sürece, aynı zamanda başkasının kulağı olabilir.

“Sizin İyiliğiniz İçin” Anlatısı ve Gerçek Amaç

“Bu terörle mücadele için, güvenlik için” diyebilirsiniz.

Bu en etkili perdedir. 2013’te NSA’nın kitlesel gözetleme programı ortaya çıktığında, dönemin NSA Direktörü Keith Alexander’in savunması şuydu: “Teröristlere onları nasıl takip ettiğimizi söylersek, kaçarlar ve Amerikalılar ölür.”

Ancak izlenen sadece “kötü adamlar” değildi. Yasadışı olarak toplanan 56.000 e-posta, terörizmle ilgisi olmayan sıradan insanlara aitti. PRISM projesi, büyük teknoloji platformlarını kullanan herkesi kapsıyordu. Vault 7, ayrım gözetmeyen bir saldırı yeteneği sergiliyordu, hassas hedefleme değil.

Ve bu toplanan veriler yapay zekâ ile birleştiğinde, risk nitelik değiştirir.

E-posta; iletişim kurduğunuz kişileri, sıklığı, içerik özetini, zaman kalıplarını kaydeder. Sosyal medya; ilişkilerinizi, ilgi alanlarınızı, duygusal dalgalanmalarınızı kaydeder. Konum verisi; ne zaman nereye gittiğinizi, ne kadar kaldığınızı kaydeder. Arama geçmişi; korkularınızı, arzularınızı, şüphelerinizi ortaya çıkarır. Alışveriş kayıtları; gelir düzeyinizi ve yaşam tarzınızı ifşa eder.

Tüm bu verileri yeterince güçlü bir yapay zekâ modeline beslerseniz, o model sizi sizden daha iyi tanıyabilir — karar kalıplarınızı, zayıf noktalarınızı, hangi koşullarda tereddüt edeceğinizi, hangi uyaranla harekete geçeceğinizi bilir.

O noktada “kontrol” artık zorlama gerektirmez. Kontrol öneriye dönüşür, öneri varsayılana dönüşür, varsayılan tek seçeneğe dönüşür.

Aslında Hiç “Seçim” Yapmadınız

Baştaki soruya dönelim.

İnsanlık internetten önce de iletişim kuruyordu. Ticaret yapıyordu. Sosyal ilişkiler kuruyordu. E-posta, sosyal medya, anlık mesajlaşma — bunlar “ihtiyacın” doğal uzantısı değil, üretilmiş bağımlılıklardır.

Size bir e-posta adresi verildi, çünkü bu “kayıt olmanın” ön koşuluydu. Bir hizmeti kullanmak mı istiyorsunuz? E-posta gerekli. İş mi arıyorsunuz? E-posta gerekli. Arkadaşlarınızla iletişimde mi kalmak istiyorsunuz? Onların hepsi e-posta ve sosyal medya kullanıyor.

“Herkes kullanıyor” gerçeğe dönüştüğünde, kullanmamak artık bir seçenek olmaktan çıkar.

Ve size hiç söylenmedi: E-postalarınız filtrelenebilir. Sosyal medya verileriniz satılabilir. Televizyonunuz sizi dinliyor olabilir. Telefonunuz bir konum işaretçisi olabilir. Her tıklamanız bir algoritmayı besliyor.

Siz kullanıcı değilsiniz. Siz bir veri noktasısınız. Siz bir eğitim setisiniz. Siz tahmin edilen ve yönetilen bir nesnesiniz.

İki Varlık Arasındaki Savaş

Bunun “iki varlık arasındaki savaş” olduğunu söylüyoruz. Eğer “varlık” kontrol eden ile edilen, gözlemleyen ile gözlemlenen, model ile modellenen anlamına geliyorsa — bu çerçeve doğru olabilir.

Veri güçtür. Veriyi elinde tutan, davranışı tahmin etme, seçimi şekillendirme ve kitleleri yönetme yeteneğine sahiptir. E-posta bu sistemin giriş kapısıdır. Sosyal medya bu sistemin uzantısıdır. Yapay zekâ bu sistemin nihai biçimidir.

O hücreye girdiğinizde kapı kilitli değildi. Çünkü gerek yoktu.

Artık özgür değilsiniz. Ama veriniz hâlâ yükleniyor olduğu sürece kendinizi özgür hissetmenize izin veriliyor.

Haber Veriyoruz
Edit : DS