Haber Veriyoruz
Güncel Haber Yayın ve Yorum Sitesi

Kimse kimsenin düşünmesini ve fikir üretmesini engellemiyor.

Peki neden bu kadar az insan düşünüyor? Neden fikir üretenlerin sesi bu kadar kısık?

52.314

Kimse kimsenin düşünmesini ve fikir üretmesini engellemiyor.

Peki neden bu kadar az insan düşünüyor? Neden fikir üretenlerin sesi bu kadar kısık?

Çünkü engel dediğimiz şey, her zaman birinin “dur” demesi değildir. Bazen engel, sabah kalktığınızda beyninizi saran o ağırlıktır. Bazen gece uyurken bile peşinizi bırakmayan o hafif ama sürekli tedirginliktir. Bazen de masayı toplarken, faturanın vadesini hesaplarken, bir sonraki ayı nasıl getireceğinizi düşünürken içinize çöken o tanıdık sıkışmışlıktır.

Oturup düşünmek, fikir üretmek, topluma zarar vermeden eylemde bulunmak… Bunlar için kimse size para vermiyor. Ama kimse sizden para da istemiyor. İşte bu, sahip olduğunuz aklın gücünü gösteren en net şey.

Bu hal, korkulardan arındırılmış, saf bir enerji aslında. Peki ya korku? Korku da enerjinin başka bir titreşimi mi diye düşünmeden edemiyor insan.

Eğer titreşimleri bir ikilem olarak ele alırsak, cesaretin öteki yüzüne korku diyebiliriz. Yoğunlaşmış enerjinin oluşturduğu fiziksel bedende korku var olur, ama bunun geçici olduğunu anlamamak aptallık olur. Çünkü korku, bilincin öncesine düşmüş bir negatifliktir. Ve en önemlisi: Korkuyu bastırmak tamamen insanın elindedir.

Bugün ekonomiye baktığımızda, aslında ekonominin büyük ölçüde korku üzerine inşa edildiğini görüyorum.

Bir düşünelim:

Parası olan adam gece yarısı sokakta yürürken neden korkar? Belki suçluluklarını ortaya çıkaracak biri çıkar diye. Belki sahip olduklarını kaybetmekten. Belki sadece yalnız kalmaktan.

Parası olmayan genç kadın sabah işe giderken neden korkar? Muhtara borcunu soracak diye. Patronun bu ay maaşı yatırıp yatırmayacağını bilemediği için. Hasta olursa ne olacak diye.

İşsiz adamın korkusu ise bambaşka bir yerden gelir: Sabah uyandığında güne nasıl başlayacağını bilememek. Çocuğuna ne diyeceğini bilememek. Kendi yansımasına bakmaya korkmak.

Gördünüz mü? Aynı korku değil. Ama hepsinin kökü aynı yere dayanıyor: Ekonomik varoluş.

Demek ki gerçek korku, doğrudan ekonominin varlığına dayanıyor. Ekonomik varlık eşit dağılsa, yani gerçekten adil bir paylaşım olsa, korkularımızın büyük kısmı ortadan kalkacak.

Kendimizi daha özgür hissedeceğiz. Daha sağlıklı düşüneceğiz. Daha iyi fikirler üreteceğiz.

Peki ne yapmalı?

Kapıyı açmak dediğim şey tam olarak bu: Önce korkunu tanı. Adını koy. Onun geçici olduğunu fark et. Sonra o korkunun seni yönettiği alanları bir bir geri al.

Çünkü düşünmek için önce zihnin boşalmış olmalı. Fikir üretmek için önce yüreğin rahatlamış olmalı. Eyleme geçmek için önce bedenin güvende hissetmeli.

Bunlar lüks değil. Bunlar insanın doğal hali. Ama bugün bu doğal hal, ekonomik kaygıların altında eziliyor.

Son söz:

Akıl sizde. Düşünce sizde. Fikir üretmek sizde.

Kimse kimsenin düşünmesini engellemiyor. Ama düşünmenin zemini özgür olmalı. O zeminin adı: güvenlik, eşitlik ve korkusuzluk.

O zemini kurmak da hepimizin işi. Çünkü bir kişi düşündüğünde kurtulur, ama herkes düşündüğünde özgürleşir.

Mehmet Arkın Gürbüz