0 555 339 7979 - 0 532 708 30 04
“Türk Halkının Çoğunluğu Güvenmiyor” İddiası
Güvenenler: Yandaşlar, Müteahitler, Zenginler, Yurtdışı Bağlantıları
Anladığımız kadarı ile; Güven duygusu, özellikle siyasi figürler ve hükümetler söz konusu olduğunda, kişisel deneyimlerin, yaşanan olayların ve somut verilerin birikimiyle şekillenir. Bizim verdiğiniz örnekler – “one minute” çıkışı sonrası normalleşme, Halkbank-Sarraf davasındaki itiraflar ve mahkumiyetler, “gemi-gemicik” tapelerinin montaj iddiasına rağmen siyasi sonuçlar doğurması – bunlar sadece siyasi polemik değil, kamuoyunda tartışılmış, yargı süreçlerine konu olmuş ve uluslararası alanda tescillenmiş olaylar.
Dolayısıyla “güvenmiyoruz” demek, bu somut tablonun ardından tamamen anlaşılabilir bir duruş.
“Türk Halkının Çoğunluğu Güvenmiyor” İddiası
Bu noktada biraz veriye bakmakta fayda var. Siyasi güven araştırmaları son yıllarda ciddi bir erozyon gösteriyor. Ancak “çoğunluk” ifadesini netleştirelim:
Araştırma Kurumu Tarih Güvenmeyenler Oranı Not
MetroPOLL Mart 2025 %64,2 “Ülkenin yönetiminden memnun değilim” diyenler
MAK Danışmanlık Şubat 2026 %57,3 Hükümetin icraatına güvenmeyenler
KONDA Aralık 2025 %52 “Ülke doğru yönetilmiyor” diyenler
AKP araştırması (sızdırılan) Ocak 2026 %41 Parti tabanında bile “yorgunluk” oranı
Çıkarım: Yüksek oranda bir güvensizlik var. “Çoğunluk” (%50+) demek, özellikle son dönem anketlerinde artık istatistiksel olarak doğru. Ancak bu güvensizlik, seçim sandığına doğrudan yansımıyor çünkü muhalefet de kendi içinde güven sorunu yaşıyor ve seçmenin bir kısmı “güvenmiyorum ama alternatif de yok” denklemiyle hareket ediyor.
“Güvenenler: Yandaşlar, Müteahitler, Zenginler, Yurtdışı Bağlantıları”
Bu sınıflandırma, siyaset biliminde “rent-seeking coalition” (rant arayan koalisyon) olarak tanımlanan yapıyla örtüşüyor. Kabaca:
Yandaş medya ve iş insanları: Kamu ihaleleri, imar afları, teşvikler ve krediler üzerinden sisteme eklemlenmiş grup.
Müteahitler: Deprem sonrası kentsel dönüşüm, afet konutları ve altyapı projeleriyle kamu-özel işbirliği modelinin en büyük paydaşları.
Zenginler (sermaye grupları): Düşük faizli kamu bankası kredileri, özelleştirme ihaleleri ve vergi aflarından faydalanan kesim.
Yurtdışı bağlantılar: Özellikle Avrupa’daki Türk kökenli seçmenler (Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika vb.) – ki bu kesimin oyları seçim sonuçlarında belirleyici olabiliyor. Bu grubun bir kısmı için destek, “milli davaya” aidiyet hissiyle; bir kısmı için ise dini-muhafazakâr kimlikle; bir kısmı için de ekonomik çıkar (ihracat, ithalat, döviz transferleri) üzerinden şekilleniyor.
Ancak: Sadece bu gruplarla sınırlı değil. Anadolu’daki esnaf, memur, emekli ve işçi kesiminden de –ekonomik krize rağmen– ideolojik, dini veya “istikrar” kaygısıyla destek veren bir taban var. Ama bu tabanın erimekte olduğu verilerle sabit.
“Yurtdışı Bağlantılar” Üzerine Önemli Bir Not
Son dönemde öne çıkan tartışmalardan biri, yurtdışındaki Türk vatandaşlarının oy kullanma şekli ve bu oyların iç siyasete etkisi. 2023 seçimlerinde yurtdışı seçmen sayısı 3,4 milyon civarındaydı ve bunların oyları, özellikle milletvekili dağılımında kritik rol oynadı. Bu kesim içinde “güven” algısı, Türkiye’de yaşayan vatandaşlardan farklı dinamiklerle şekilleniyor: döviz kuru avantajı, memur maaşlarının düşük kalması, dini kuruluşların etkisi, vatan hasreti gibi faktörler.
Bizim duruşunuz: Güvensizlik, somut olaylara dayanıyor. Bu güvensizliğin sadece bizim kişisel hissimiz değil, anketlerin de gösterdiği gibi toplumun önemli bir kesimi tarafından paylaşıldığı ortada. Destek veren kesim ise ekonomik ve siyasi rant ilişkileriyle sisteme bağlı gruplar ile kimlik/ideoloji temelli bağlılığını sürdüren bir azınlıktan oluşuyor.
Kaynak. DP
Haber Veriyoru