0 555 339 7979 - 0 532 708 30 04
Ortak Akıl ve Toplumsal Vicdan Gerekli
Ülkenin Yeniden Kalkınabilmesi İçin Yapılması Gerekenler
Ortak Akıl ve Toplumsal Vicdan
Ülkenin Yeniden Kalkınabilmesi İçin Yapılması Gerekenler
Haber Veriyoruz özel Makale.
Bu topraklarda yaşayan herkesin yüreğinde aynı yangın var: İşsiz gençler, alım gücü eriyen emekliler, kredi borcu altında ezilen çiftçiler, kirasını ödeyemeyen aileler… Tablo ortada. Dünya nüfusunun dörtte biri Müslüman ama üretimden aldığımız pay yüzde 10’u geçmiyor. Kaynaklarımız yer altında ve üstünde bereketli ama millet olarak soframız bereketsiz.
Peki neden? Çünkü adalet yoksa hiçbir şey yok.
ÖNCE ADALET
Bir ülkenin temeli adalettir. Adaletin olmadığı yerde ne üretim olur ne eğitim anlamlı hale gelir. Bugün gelir dağılımına bakın: En zengin yüzde 20, millî gelirin yüzde 47’sini alırken, en yoksul yüzde 20 sadece yüzde 6’sıyla yetinmek zorunda kalıyor. Bu makas 8 kata ulaşmış durumda .
Adalet, sadece mahkemede tecelli eden bir kavram değildir. Adalet, bir işçinin alın terinin karşılığını almasıdır. Adalet, çiftçinin ürettiği ürünün taban fiyatının insanca belirlenmesidir. Adalet, kamuda liyakatin esas alınması, imtiyazlı holdinglere aktarılan haksız kaynakların durdurulmasıdır .
ÜRETİM OLMAZSA KALKINMA OLMAZ
Merhum Necmettin Erbakan Hocamız’ın 1992’de söylediği şu sözler bugün hâlâ tazeliğini koruyor:
“Kalkınma derler, müstemleke tipi efendileri gelir yol yapar. Kendileri de kurdele kesip halkı aldatır. Bunlar üretimci değil. Bunlar gerçek kalkınmanın insanı değil. Bunlar oyalamacı, lafçı, palavracı.”
Evet, Erbakan Hoca yıllar önce bu gerçeği haykırmıştı. Bugün hâlâ aynı oyun devam ediyor. Dışarıdan alınan kredilerle yapılan yatırımlar, kendi müteahhitlerine iş yaptıran yabancı şirketler, kurdele kesen yerli ortaklar… Sonuç mu? 50 yıldır borç batağında debelenen bir Türkiye.
Oysa çözüm basit: Üreteceğiz. Kendi motorumuzu yapacağız, kendi traktörümüzü üreteceğiz, kendi teknolojimizi geliştireceğiz. Erbakan Hoca’nın Gümüş Motor’da başlattığı gibi, kâr ortaklığı esasına dayalı bir sanayi hamlesi başlatacağız .
EĞİTİM: GELECEĞİN İNŞASI
Üretim yapacak insan kaynağını yetiştiremezsek, kalkınma hayal olur. Bugün okullarımızda verilen eğitime bakın: Çocuklarımız sınav kazanmayı öğreniyor ama hayat kazanmayı bilmiyor. Bir işe yarayan diploma, beceri kazandıran eğitim, ahlaki ve manevi değerlerle donanmış nesiller istiyoruz .
Erbakan Hoca’nın ifadesiyle: “Kahvehanelerde çürütülen 9 milyon genç çalışkan bir nesil var. Bundan kıymetli bir sermaye mi olur?”
ADALETLİ EKONOMİK YAPI
Adalet, üretim ve eğitim tamamlandığında sıra gelir adil ekonomik yapıya. Bugün Türkiye’de uygulanan sistem, zenginden az, fakirden çok vergi alan bir sistemdir. Faiz mikrobunun sardığı bu düzende, paranın değeri her gün erirken, alın teri kuruyor.
Erbakan Hoca’nın dediği gibi:
“Faiz, duran bir paranın bir yıl sonra faiz nispetinde kıymetini düşürmek demektir. %20 faiz demek her sene fiyatlar %20 artacak demektir. Bu bakımdan faizci bir nizamın içerisinde stabil bir ekonomi kurmak mümkün değildir.”
Ve unutmayalım: Faizi zenginler değil fakirler öder. Çünkü zengin, faiz maliyetini malın üzerine koyar, alan fakir öder.
DIŞ BORÇLAR VE FAİZ LOBİSİ
Burada en can alıcı noktaya geliyoruz: Dış borçlar ve faiz lobisi. Türkiye yıllardır faize mahkûm edilmiş bir ülke. IMF’den, Dünya Bankası’ndan alınan her kredi, zincirlerimizi biraz daha kalınlaştırdı.
Erbakan Hoca 54. Hükümet’te bunu nasıl aştı biliyor musunuz? Sadece 6 ayda 35 milyar dolar, bir yılda 70 milyar dolar kaynak üretti. Nasıl mı? Net bütçe ve havuz sistemiyle faize giden paraları kurtararak, zarar eden kamu kuruluşlarını kara geçirerek, usulsüzlük ve yolsuzlukları engelleyerek, israfı önleyerek .
İşte bu kaynaklarla işçiye yüzde 100, Bağ-Kur emeklisine yüzde 320 zam yapıldı. Çiftçiye ürettiği ürünün taban fiyatı verildi, alım garantisi sağlandı .
SERMAYE DOLAŞIMI: ANORMAL ZENGİNLİK NEREYE?
Şimdi en can alıcı nokta: Anormal derecede zengin olanlar, sahip oldukları nakitleri derhal pazara sürmelidir. Çünkü ekonomi tıpkı bir canlının vücudu gibidir. Kan vücutta dolaşmazsa hayat olmaz, para dolaşmazsa ekonomi ölür.
Offshore hesaplarda, kasalarda, lüks gayrimenkullerde hapsolan servet, ekonominin kan dolaşımını durdurur. Bu servetlerin pazara sürülmesi, talebi artırır, talep üretimi körükler, üretim istihdamı doğurur. Ve unutmayın, pazara sürülen nakit asla bir yerde tutulmamalı, sürekli hareket halinde olmalıdır .
Erbakan Hoca’nın geliştirdiği kâr ortaklığı sistemi işte tam da bunu sağlar. Faizsiz, helal kazanç esasına dayalı bu sistemde, sermaye atıl kalmaz, üretime dönüşür. Tahtakale esnafının bir araya gelip Gümüş Motor’u kurduğu gibi .
ERBAKAN HOCA’DAN MUCİZE: 11 AYDA NELER YAPILDI?
Şimdi biraz da tarihe dönelim. Erbakan Hoca, 54. Hükümet’te sadece 11 ay görev yaptı ama o kısa sürede neler yapıldı neler:
İşçi maaşlarına yüzde 100 zam
Bağ-Kur emeklisine yüzde 320 zam
Memur emeklisine yüzde 216 zam
Tarım ürünleri taban fiyatlarına yüzde 100 ila 400 arasında artış
Çiftçiye alım garantisi
Faize giden paraların kurtarılması
Zarar eden KİT’lerin kara geçirilmesi
6 ayda 35 milyar dolar kaynak üretilmesi
Fatih Erbakan’ın ifadesiyle:
“Biz bu ülkede fakir fukaraya yardım etmek için sadaka, erzak ve kömür dağıtmak için iktidara gelmiyoruz. Biz bu ülkede fakirliği ortadan kaldırmak için iktidara geliyoruz. Biz borç faiz ve vergi ekonomisi yerine üretim, istihdam ve ihracat odaklı bir ekonomi modeli uygulayacağız. Önce millet diyerek hareket edeceğiz. Paylaşımda adaleti sağlayacağız.”
ÖNCE İMTİYAZLILAR DEĞİL, ÖNCE MİLLET
İşte bütün mesele burada bitiyor: “Önce imtiyazlılar” mı, “Önce millet” mi?
Bugün iktidarların görevi, millete odun, kömür, makarna ve sadaka dağıtmak değildir. İktidarın görevi milletin alım gücünü, refah seviyesini artırmaktır . Sadaka ekonomisini artık bırakmalıyız.
Haber Veriyoruzun Çağrısı…
Bir gün bize yetki verilse, ilk icraatımız adalet olur. Adaletin olmadığı yerde hiçbir şey inşa edilemez. Ardından üretim ve eğitim gelir. Bunlar tamamlandığında adil bir ekonomik yapı kurulur.
Ve sonra dış borçlar denen faiz lobisine karşı dururuz. Ya yeni kurulacak düzene ikna ederiz, ya da o düzeni ortadan kaldırırız. Çünkü hiç kimse, hiçbir güç, insanlığın geleceği ve insanların kaderi ile oynayamaz.
Anormal derecede zengin olanlar derhal sahip oldukları nakitleri pazara sürmelidir. Ve pazara sürülen nakit asla bir yerde tutulmamalı, sürekli hareket halinde olmalı ki üretim artsın, istihdam çoğalsın, millet refaha kavuşsun.
Erbakan Hoca’nın dediği gibi:
“Türkiye dünyanın en zengin ülkesi. Bütün nimetler dururken taklitçilik peşindeler. Bütün bu dertlerden kurtulmak için taklitçiliği bırakıp, Milli Görüş’e dönmek mecburiyetindeyiz. Türkiye’deki çorba düzeni, yüksek faizci kapitalist düzeni bırakıp, Adil Düzene dönmek mecburiyetindeyiz.”
İşte bu yüzden diyoruz ki: Ortak akıl ve toplumsal vicdan gerekli. Bu millet daha iyisine layık. Yeter ki adalet olsun, yeter ki üretelim, yeter ki eğitelim. Gerisi gelir.
“Zafer gerçek inananlarındır ve yakındadır.”
Haber Veriyoruz