Haber Veriyoruz
Güncel Haber Yayın ve Yorum Sitesi

Güvenliğin Sınırı Nerede Başlar, Nerede Biter?

"önce güven mi, yoksa güvenlik mi?"

34.562

Güvenliğin Sınırı Nerede Başlar, Nerede Biter?

Günümüzde nereye baksak bir güvenlik sistemiyle karşılaşıyoruz. Eğitim kurumlarında güvenlik görevlileri, sitelerde özel güvenlikler, sokaklarda bekçiler, kamu kurumlarında giriş kontrolleri, kameralar, kartlı geçiş sistemleri ve sürekli denetim mekanizmaları…

Bazen insan ister istemez şu soruyu soruyor: Nereye kadar güvenlik?

Daha da önemlisi, güvenliği sağlayanları kim denetliyor? Denetleyenlerin denetimini kim yapıyor? Güvenlik sistemlerinin güvenliği nasıl sağlanıyor?

Bu sorular ilk bakışta basit görünse de aslında toplumların geleceğini ilgilendiren çok önemli meselelerdir.

Elbette belirli ölçüde güvenliğe ihtiyaç vardır. Hiç kimse düzensiz, kontrolsüz ve suçun serbestçe dolaştığı bir toplum istemez. Ancak son yıllarda güvenlik kavramının bir ihtiyaç olmaktan çıkıp adeta her sorunun tek çözümü olarak sunulduğunu görüyoruz.

Bir okulda sorun mu var? Daha fazla güvenlik.

Bir kurumda aksaklık mı yaşandı? Daha fazla güvenlik.

Toplumda huzursuzluk mu oluştu? Daha fazla kamera, daha fazla kontrol, daha fazla denetim.

Oysa kimse sorunun kökenine inmeyi tercih etmiyor. Çünkü güvenlik genellikle sonuçlarla ilgilenir; nedenlerle değil.

Önce şu soruyu sormamız gerekir:

İnsanlar neden güvensiz hissediyor? Toplumda adalet güçlü mü? Hukuk herkese eşit uygulanıyor mu? Ekonomik şartlar insanlara insanca yaşama imkânı sunuyor mu? İnsanlar yarınlarından umutlu mu?

Bu sorular cevaplanmadan yalnızca güvenlik önlemlerini artırmak, bir binanın temelleri çürümüşken duvarlarını boyamaya benzer.

Gerçek güvenlik, insanların birbirine güvenebildiği toplumlarda ortaya çıkar. Güvenin olmadığı yerde ise güvenlik sistemleri sürekli büyür. Çünkü eksik olan şey güvenlik değil, güvendir.

Özellikle devlet yöneticilerinin korunmasına baktığımızda bu durum daha da dikkat çekici hale geliyor. Halkın oylarıyla göreve gelen insanların halkın arasına çıkarken olağanüstü güvenlik önlemleriyle hareket etmesi birçok kişide doğal olarak soru işaretleri oluşturuyor.

Buradaki mesele kişilerin korunması değil; güven ile güvenlik arasındaki ilişkinin sorgulanmasıdır.

Eğer toplum ile yöneticiler arasında güçlü bir güven bağı varsa, neden bu kadar yoğun koruma ihtiyacı hissediliyor?

Eğer bu koruma gerçekten zorunluysa, toplumun hangi sorunları bu zorunluluğu ortaya çıkarıyor?

Bu soruların tartışılması gerekir.

Ne yazık ki çoğu zaman yaşanan bir olayın ardından “güvenlik açığı vardı” denilerek yeni güvenlik katmanları ekleniyor. Ancak aynı kararlılıkla adalet açığı, eğitim açığı, hukuk açığı veya ekonomik sorunlar üzerine eğilinmiyor.

Böyle olunca da toplum yavaş yavaş daha fazla kamera ile izlenen, daha fazla kontrol edilen, daha fazla denetlenen; fakat birbirine daha az güvenen bir yapıya dönüşüyor.

Oysa sağlıklı bir toplumun hedefi yalnızca güvenliği artırmak olmamalıdır. Asıl hedef, güvenlik ihtiyacını azaltacak bir toplumsal zemin oluşturmaktır.

Adaletin güçlü olduğu, hukukun tarafsız işlediği, insanların ekonomik kaygılar altında ezilmediği ve devlet ile vatandaş arasında karşılıklı güvenin bulunduğu bir ortamda güvenlik ihtiyacı doğal olarak azalacaktır.

Çünkü güvenlik, güvenin yerini tutamaz. Önce güven inşa edilmelidir.

Güvenin olmadığı yerde kurulan her yeni güvenlik sistemi, aslında daha büyük bir güvensizliğin varlığını göstermektedir.

Bu nedenle asıl sormamız gereken soru şudur: Daha fazla güvenlik mi istiyoruz, yoksa daha fazla güven mi?

Çünkü kalıcı çözüm, güvenlik duvarlarını yükseltmekten değil; insanların birbirine, kurumlarına ve geleceğine yeniden güvenebilmesinden geçmektedir.

Haber Veriyoruz