0 555 339 7979 - 0 532 708 30 04
Gerçekliğin İnşası ve Kaybolan Bağ
İnsanlar Yaşam ve Hayatta Kalma Mücadelesi Veriyor...
Suni Haberlerin Halkla ve Dünya Nüfusunun %90’ı ile Alakası Yok: İnsanlar Yaşam ve Hayatta Kalma Mücadelesi Veriyor… Simülasyonun Dışına Çıkmalıyız
Giriş: Gerçekliğin İnşası ve Kaybolan Bağ
Dünyaya açıp baktığımızda, medyanın bize sunduğu gerçeklik ile sokakta, evde, iş yerinde yaşadığımız gerçeklik arasında uçurumlar olduğunu görmek zor değil. Haber bültenlerinde dönen “gündem”, milyarlarca insanın günlük hayatta karşılaştığı temel varoluş sorunlarıyla neredeyse hiç kesişmiyor. Dünya nüfusunun yaklaşık %90’ı için asıl mesele, barınma, beslenme, sağlık ve hayatta kalma mücadelesiyken, medya bu insanların derdini yansıtmak bir yana, onları tamamen görmezden gelen bir anlatı inşa etmektedir.
Teknolojinin Amacı ve Sapkın Dönüşümü
Teknolojik gelişmelerin özünde insanlığa hizmet etme, yaşam kalitesini artırma ve ortak sorunlara çözüm bulma ideali yatar. Ancak içinde bulunduğumuz çağda teknoloji, bu amacından koparılmıştır. Artık teknoloji, insan için değil; kâr, ego, güç gösterisi ve kontrol aracı olarak kullanılmaktadır .
Teknoloji üretenlerin ve satanların önceliği, insanlığa katkı sağlamak değil, pazar paylarını büyütmek, rakiplerini saf dışı bırakmak ve sınırsız bir sermaye birikimine ulaşmaktır. Bu anlayışın arkasındaki itici güç ise “para egosudur”. Bu ego, teknolojik ürünleri neredeyse birer “tapınak nesnesi” haline getirirken, bu ürünleri kullanan milyarlarca insanı “kullanıcı” statüsüne indirgemektedir. İnsan, artık bir “user”dan farksızdır; verileri toplanan, algoritmalara göre yönlendirilen, tüketim kalıplarına hapsedilen bir nesne.
Medya Sahneleri ve Rol Dağılımı: Değişmeyen Kurgu
Medya, bir tiyatro sahnesinden başka bir şey değildir. Bu sahnede, belirli bir senaryo gereği haberler sunulur, kimi kahramanlar yüceltilir, kimi “düşmanlar” yerilir. Geleneksel anlatıda medya patronları bu sahnenin kurgucuları ve izleyicileriydi; halk ise kendilerine sunulan oyunu izleyen pasif seyirciydi
Günümüzde ise ilginç bir dönüşüm yaşandığı iddia edilir: Oyuncular (siyasetçiler, iş insanları, ünlüler) ve izleyiciler (patronlar) yer değiştirmiş gibi görünmektedir. Yeni medya ve sosyal platformlar, herkesi birer “içerik üreticisine” dönüştürmüş, herkesin bir “sahnesi” varmış gibi bir yanılsama yaratmıştır. Oysa sahneyi kuran, oyunun kurallarını belirleyen ve kâr eden zihniyet aynıdır.
Bu nedenle hiçbir şey değişmemiştir. Değişen sadece dekor ve oyuncu isimleridir. Gerçek güç sahipleri, perde arkasından ellerindeki kumandaları kullanmaya devam etmektedir. Sahne ister geleneksel televizyon olsun ister bir dijital platform, oyunun kurgusu değişmez; dikkatimiz dağıtılır, gerçek sorunlardan uzaklaştırılırız.
“Kobay” İnsanlık: Laboratuvarlar ve Kafeler
Medyanın görmezden geldiği bir diğer büyük gerçeklik ise milyonlarca insanın bilinçli veya bilinçsiz birer “denek” olarak kullanılmasıdır. Bu durum sadece ilaç firmalarının laboratuvarlarında değil, her gün milyonlarca insanın uğrak yeri olan internet kafelerde, sosyal medya platformlarında ve veri toplama merkezlerinde gerçekleşmektedir. İnsanlar, rızaları sorgulanmaksızın yeni yazılımların, algoritmaların, pazarlama stratejilerinin ve hatta toplumsal mühendislik deneylerinin denekleri haline getirilmiştir. Bu “kobay”laştırma süreci, bireyin onurunu ve özgür iradesini hiçe sayan en büyük tahakküm biçimidir.
Medya: Katilin Cebine Bakan Göz
Tüm bu insanlık dramı yaşanırken, dünya medyasının tutumu en ağır suçlamayı hak etmektedir. Medya, artık gerçeği arayan ve ifşa eden bir kurum olmaktan çıkmış; sadece belirli çevrelerin menfaatine hizmet eden, para karşılığında haber yapan bir aygıt haline gelmiştir. “Katledilen” insanların hikayeleri, ancak tıklanma oranını artıracaksa veya reklam geliri getirecekse gündeme taşınır. Aksi takdirde ya tamamen görmezden gelinir ya da manipüle edilerek birkaç günlük yutturmacaya dönüştürülür. Bu durum, medyayı, katilin suçunu örtbas etmek için olay yerinde dolaşan ve paradan başka bir şey görmeyen bir figüran haline getirmiştir.
Sonuç: Simülasyonun Dışına Çıkmak
Artık, medyanın ve teknolojinin inşa ettiği bu yapay gerçekliğin, yani “simülasyonun” dışına çıkmak zorundayız. Bu, teknolojiyi tümden reddetmek değil, onu insanın hizmetine yeniden sokmak; medyayı ise eleştirel bir süzgeçten geçirerek gerçek ihtiyaçlarımıza, insanlık onuruna ve yaşam mücadelemize odaklanmak anlamına gelir. Para egosunun, güç şovlarının ve yapay gündemlerin esiri olmaktan kurtulup, kendi gerçekliğimizi, kendi hikayelerimizi ve kendi direnişimizi inşa etmeliyiz. Unutmayalım ki sahne ne kadar parlak olursa olsun, perde kapandığında geride kalan tek şey, hayatımızı nasıl yaşadığımızdır.
Haber Veriyoruz
