0 555 339 7979 - 0 532 708 30 04
Hakikatin Prangaları: Eğitilenler mi, Öğrenenler mi?
Bakınız... Daha doğrusu, hakkıyla okuyunuz.
İnsanlık; evet, genel anlamda tüm insanlıktan söz ediyorum, ne yalnızca kendimi ne de sadece sizi kastederek… Çok uzun zamandır mutlak bir kontrol altında.
Siz, ‘kontrol altında’ ifadesini işittiğinizde zihninizde tam olarak neyi canlandırıyorsunuz, gerçekten merak ediyorum. Kontrol edilmek ve bir tahakkümün altında ezilmek ne demektir? Bilgiyi aramaktan, öğrenmekten kaçınmak; varoluşu ve hayatı topyekûn gözden çıkarmaktır.
Hayatı gözden çıkarabilir, hiçe sayabilirsiniz; bu benim umurumda değil. Ancak aynı biyolojik neslin mensupları olarak aynı dünyayı, aynı atmosferi ve aynı yaşam koşullarını paylaşıyorsak, varlığı bu kadar basit bir kayıtsızlıkla boş veremezsiniz.
Gerek varoluşsal hakikatiniz gerekse ayrıcalıklı bir canlı olmanız hasebiyle omuzlarınızda taşımak zorunda olduğunuz sorumluluklar var. Bunlar; öğrenmek, öğrendiğini aklın süzgecinden geçirerek yargılamak, yargıladığı hususları bir neticeye bağlayıp paylaşmak ve gelecek nesillere aktarmaktır.
İşte tam da bu yüzden, ortada bir yaşam varsa, bu yaşamın akıbetinden hepimiz istisnasız sorumluyuz. Çünkü hepimiz aynı kozmik tohumun meyveleriyiz; bunu asla inkâr edemezsiniz.
Fakat ne acıdır ki sizler, yeri geldiğinde size o canı lütfeden ve vakti geldiğinde geri alacak olan Yaratıcı’yı bile inkâr edecek bir gaflete düşebiliyorsunuz.
‘Düşünme yetisi’ denen o muazzam cevherden yoksunmuş gibi yaşayarak, nöronlarınızın ne işe yaradığını dahi idrak edemeden bu fani hayata veda ediyorsunuz.
Tüm bu sefaletin tek bir sebebi var: Öğrenmemek, sahih bilgiye erişmemek ve hakikat uğruna gayret göstermemek… Tam da bu zafiyetiniz yüzünden, öğrenen ve bilgiyi elinde tutan o elit zümre, sizi mutlak bir kontrol altında tutuyor. Peki ama neden?
Neden mi? Çünkü o insanlarda öyle bir doymuşluk, öyle bir güç zehirlenmesi var ki artık kendi varlıkları onlara yetmiyor. Diğer insanları birer piyon gibi oynatmak, kitlelerin hayatlarına müdahale etmek ve onları dilediklerince yönlendirmek, patolojik bir egoya dönüşmüş durumda.
Bu öyle fütursuz bir egodur ki artık ‘yaratıcılık’ rolüne soyunmaya kadar uzanmıştır. Ve işin aslı, bu cüretin yegâne sebebi sizsiniz. Cehalet içinde yaşamayı ve sürekli karanlıkta kalmayı kendinize ‘kader’ belletmişsiniz. Çünkü size zihniyetinizi bu şekilde inşa etmeniz öğretildi. Siz hiçbir zaman ne size öğretilenleri ne de kendi öğrendiklerinizi sorgulama cesareti gösterebildiniz.
Siz hiçbir zaman gerçek bir eğitim almadınız; yalnızca mevcut kurulu düzenin sürekliliği için ‘eğitildiniz‘, yani ehlileştirildiniz. Bu derin cümleyi layığıyla idrak edebildiniz mi? Şayet anlamadıysanız, bu yazıyı okumayı burada bırakın ve o körü körüne sürdürdüğünüz hayatınıza geri dönün.
Ben, sırf sizin o sığ algı sınırlarınızı zorlamamak adına bu kurulu mekanizmayı ‘Şeytani Düzen’ olarak adlandırıyorum. Bana kalırsa bu durum; negatif, karanlık enerji dalgalarıyla hemhâl olmuş azınlığın, yüksek ve temiz enerjili insanların iradesine zincir vurmasından ibarettir.
Ve açıkça söylüyorum: Sen suçlusun! Bugün insanlığın maruz kaldığı bu tefessüh etmiş hayat, senin sessizliğinin ve teslimiyetinin eseridir. Muhtemelen bu ağır ithamı anlayamayacak kadar da yetersizsin.
Yaratıcı senin basiretini açmak, kalbindeki o görünmez mührü kaldırmak istiyor; fakat sen ısrarla karanlığı seçiyorsun.
Öğrenmeden kelam edemezsin, konuşmazsan hakikati paylaşamazsın, paylaşmayı bilmezsen asla gerçek bir ‘insan’ olamazsın.
Unutma; hepimiz aynı mutlak enerji kaynağının, farklı frekanslarda tezahür eden enerji tohumlarıyız. Bu yüzden varlığının öz değerini, yaratılışının o yüce üstünlüğünü korumak adına öğrenmek, amansızca mücadele etmek ve hatta savaşmak zorundasın.
Mehmet Arkın Gürbüz
Haber Veriyoruz
