Haber Veriyoruz
Güncel Haber Yayın ve Yorum Sitesi

Yenidoğan Dosyası: Bebeklerin Üstünden Para…

Peki Neden Gündemden Düştü?

57.484

Yenidoğan Dosyası: Bebeklerin Üstünden Para… Peki Neden Gündemden Düştü?

Türkiye’nin vicdanını yakan “Yenidoğan” dosyası bir süre konuşuldu, sonra sessizlik çöktü. Oysa dosya kapanmadı. Yargı sürüyor. Duruşmalar sürüyor. İddialar ağır: bebek acil hastalarının anlaşmalı özel hastanelere yönlendirilmesi, SGK üzerinden haksız kazanç, bazı bebeklerin ölümü…

Ve tam bu noktada, sosyal medya daha da karışık bir şey söylüyor: “Bu iş Epstein adalarına kadar uzanıyor”, “siyasi ayağı büyük”, “gençlik iksiri adı altında çocuk kanı”

İddia büyük. Öfke haklı. Ama soru şu: Bu iddialar kanıt mı, yoksa gerçek suçu sisle örtmek için üretilmiş bir gürültü mü?

Dosyanın kanıtlı kısmı: Yargı var, duruşma var, rapor var

Bu dosya “komplo” değil; mahkeme salonunda yürüyor.

Anadolu Ajansı’nın haberine göre, 13’ü tutuklu 63 sanığın yargılandığı davanın 36. duruşması 25 Aralık 2025’te başladı.

Euronews’un derlediği bilgilerde soruşturmanın CİMER’e 27 Mart 2023’te giden bir ihbar sonrası tespit edildiği; iddianamede en az 12 bebeğin ölümü ile ilişkilendirilen şüpheliler bulunduğu aktarılıyor.

Ayrıca dosyaya Adli Tıp Kurumu raporlarının girdiği de AA tarafından haberleştirildi.

Son olarak T24’ün AA kaynaklı haberinde, mahkemenin bazı sanıklar hakkında tahliye kararı verdiği ve davanın 24 Mart 2026’ya ertelendiği yazıyor.

Yani ortada “gündem düştü, bitti” diye bir durum yok. Asıl sorun şu: Dava sürerken toplumun dikkati dağılıyor.

Peki neden gündemden düşüyor?

Çünkü bu ülkede gündem, “acı”yla değil “gürültü”yle yönetiliyor.

Dava uzun sürüyor: Telefon kayıtları, tıbbi raporlar, sevk zinciri, SGK akışı… Bu dosya “bir gecelik haber” değil.

Yeni gündemler eski acıları itiyor: Bir gün ekonomi, ertesi gün siyaset, sonra başka kriz… Bebek ölümleri bile manşette tutunmakta zorlanıyor.

Kamuoyu baskısı zayıflayınca sistem rahatlıyor: Soru şu: Bu dosya ilk günkü sertlikte izlenmezse, hangi kurum kendini zorunlu hisseder?

“Epstein adası” iddiası: Kanıt var mı?

Şu an açık kaynaklarda “Yenidoğan dosyası Epstein’la bağlantılıdır” diye iddianameye girmiş, resmi makamca doğrulanmış, mahkeme belgesiyle desteklenmiş bir veri görünmüyor.

Bu iddia sosyal medyada dolaşıyor olabilir; ama gazetecilikte kural basit:
Belge yoksa, bağ yoktur.
Belge çıkarsa, zaten o gün bütün ülke yeniden ayağa kalkar.

“Gençlik iksiri / çocuk kanı / adrenokrom” iddiası: Gerçek ne?

Burada çok net konuşmak lazım: “Adrenokrom” üzerinden kurulan “çocukların kanı kullanılıyor” anlatısı dünyada yıllardır dolaşan bir komplo-mit ve bilimsel gerçeklerle örtüşmüyor.

PubChem (NIH) adrenokromu, adrenalinin (epinefrin) oksidasyon ürünü olarak tanımlar.

Reuters fact-check içerikleri, adrenokromun çocuklardan “hasat edildiği” iddialarını destekleyen kanıt olmadığını ve bu anlatının komplo ekosisteminde döndüğünü vurgular.

Bilim iletişimi kaynakları da bu “gençlik iksiri” iddiasının tıbbi dezenformasyon olduğunu anlatır.

Bu şu demek: “Yenidoğan” gibi gerçek bir dosyayı, kanıtlanmamış “kan iksiri” masalıyla birleştirmek gerçeğe hizmet etmiyor; tam tersine gerçeğin üstüne perde çekiyor.

Asıl soru: Bu dosyada “siyasi ayak” var mı?

Bu soruyu sormak suç değil. Tam tersine, gazetecilik görevi. Ama cevap “paylaşım”la değil izle bulunur.

İşte kamu adına sorulması gereken somut sorular:

112 sevk zincirinde hangi mekanizma istismar edildi?
SGK ödemelerinde hangi hastanelerde olağandışı artışlar görüldü?
Sağlık denetimleri “neden daha erken” yakalamadı? Denetim raporları ne diyor?
İddianame ve eklerinde geçen isimlerin kurumsal bağlantıları var mı?

Ruhsat iptali/kapama kararları hangi gerekçelerle alındı, hangi gecikmeyle alındı? (Euronews, bazı hastanelerle ilgili ruhsat süreçlerini haberleştirmişti.)

Bu soruların cevapları çıkarsa “siyasi ayak” da çıkar, “kurumsal ihmal” de çıkar, “çıkar ağı” da çıkar. Çıkmazsa da toplum “iddia” ile değil “kanıt” ile yol alır.

Son söz: İddialar gerçeğin gölgesinde doğar — ama kanıt olmadan gerçeği boğar

Bu ülkede bebeklerin dosyası bile gündemden düşebiliyorsa, mesele yalnız “çete” değil; sistemin vicdanıdır.

Ve en tehlikelisi şu:
Gerçek bir dava sürerken, sosyal medyanın “Epstein–iksir–kan” diye büyüttüğü gürültü, asıl dosyanın takibini zayıflatırsa, kazanan kim olur?

Bebekler mi? Aileler mi? Halk mı? Yoksa bu düzenin “unutma refleksi” mi?

Haber Veriyoruz

Enable Notifications OK No thanks