Haber Veriyoruz
Güncel Haber Yayın ve Yorum Sitesi

Zaman Yanılsamasının Ardındaki Sır

Zamanın Yerine Ne Koymalıyız?

64.553

Zaman Yanılsamasının Ardındaki Sır

İnsanlık zamanı, var olduğu günden bu yana ölçmeye çalıştı. Güneşin doğuşu ve batışıyla başladı, gölgelerle devam etti, saatlere ve atom titreşimlerine kadar indi. Fakat ölçülen şey hiçbir zaman “zamanın kendisi” olmadı. Ölçülen, değişimin izleriydi.

Zaman, doğada bağımsız bir varlık değildir. Ne akan bir nehir, ne ilerleyen bir çizgi, ne de evrensel bir döngüdür. Zaman; insanın, hareketi ve dönüşümü anlamlandırabilmek için oluşturduğu bir okuma aracıdır. Bu nedenle zaman, fiziksel bir gerçeklikten çok, algısal bir çerçevedir.

Ancak burada önemli bir sorun ortaya çıkar:
Eğer zaman yalnızca bir “okuma” ise ve bu okuma algıya bağlıysa, algı genişledikçe zaman da sınırsızlaşır. Sınırsızlaşan bir zaman ise artık zaman olmaktan çıkar. Bu noktada zaman kavramı kendi kendini iptal eder.

İşte bu nedenle zaman, daha temel bir kavramın üzerini örten bir yanılsamadır.

Zamanın Yerine Ne Koymalıyız?

Evrene baktığımızda süreklilik değil, eşikler görürüz. Hiçbir şey kesintisiz akmaz. Her varlık, her yapı, her bilinç; bir durumdan başka bir duruma eşik atlayarak geçer.

Atomda bu bir enerji seviyesidir.
Hücrede bölünme anıdır.
İnsanda farkındalık sıçramasıdır.
Yaşamda doğum ve ölümdür.

Bu eşikler aşılmadan hiçbir dönüşüm gerçekleşmez.

Bu nedenle zaman, bir süre ya da akış değil; enerjinin dönüşebilmesi için zorunlu olan eşiklenme hâlidir. Başka bir ifadeyle: Zaman, “ne kadar geçtiği” değil; “neyin mümkün hâle geldiği”dir.

Enerjisel Dönüşüm ve Yaşlanma Yanılsaması

Bugün yaşlanmayı, yıllarla ölçüyoruz. Oysa biyolojik gerçeklik bize şunu gösteriyor:
Yaşlanma, zamanın geçmesiyle değil; enerjisel dönüşümün yavaşlamasıyla ilgilidir.

Hücre içi enerji aktarımı bozulduğunda, DNA onarımı aksadığında, metabolik frekans düştüğünde, insan “yaşlanır”. Bu, zamanın suçu değildir. Bu, enerjisel eşiklerin aşılabilirliğinin azalmasıdır.

Gelecekte zaman kavramı, saniye ve yıl üzerinden değil; enerji yoğunluğu, frekans dengesi ve dönüşüm kapasitesi üzerinden yeniden tanımlanacaktır. Bu yeniden tanım, ömür kavramını da değiştirecektir.

Ömür: Süre Değil, Eşik Sayısıdır

Bir varlığın ömrü, ne kadar yaşadığıyla değil; kaç dönüşüm eşiğini sağlıklı biçimde aşabildiğiyle ilgilidir. Bu bakış açısıyla: Uzun ömür mümkündür, Yaşlanma yavaşlatılabilir, Biyolojik sınırlar yeniden yorumlanabilir. Ancak burada kritik bir çizgi vardır.

Enerji dönüşür, fakat enerjinin kaynağı insan değildir. İnsan dönüşümü okuyabilir, dengeleyebilir, uyumlanabilir; fakat yaratıcı rolü üstlenemez. Bu sınır unutulduğunda, zaman değil; kibir uzar.

Sonuç: Zaman Bir Gerçeklik Değil, Bir Maskelemedir

Zaman; evrenin işleyişini açıklayan bir neden değil, insanın anlayamadığı dönüşümleri örtmek için kullandığı bir kavramdır.

Gerçek olan şudur: Zaman yoktur. Enerjisel dönüşüm vardır Ve bu dönüşüm, eşiklerle ilerler.

İnsan bu eşikleri anladığında zamanı aşmaz; yanılsamayı aşar.

Enable Notifications OK No thanks