0 555 339 7979 - 0 532 708 30 04
Manadan Manaya Varış – Son Nokta
Geçmiş ve Geleceğin Algı Farklılıkları
Manadan Manaya Varış – Son Nokta
1. Geçmiş ve Geleceğin Algı Farklılıkları
İnsan, geçmişi ve geleceği aynı bilinç düzleminde algılamaz; çünkü geçmiş, hafızanın taşıdığı bir enerji izidir, gelecek ise henüz gerçekleşmemiş ihtimallerin titreşimidir. Bu nedenle zihin geçmişi hatırlarken “içsel referans” üzerinden çalışır, ama geleceği düşünürken “dışsal sinyallerin” etkisi altındadır. Eğer uydular, ekranlar, frekanslar ve dış kaynaklı görseller sürekli zihni meşgul ediyorsa, geçmiş ile gelecek arasındaki gerçek fark sadece güçlü hafızası olanlar tarafından algılanabilir. Çünkü hafıza, dış sinyaller tarafından bastırılmadığı ölçüde gerçekliği korur. Gelecek, bu yüzden artık bireyin içinden değil, dışarıdan belirlenmiş bir görsel akıştan türemeye başlamıştır. Bu da insanın zaman algısını bozuyor; geçmişin dokusunu zayıflatıyor, geleceğin ise başkaları tarafından çizilmiş bir görsel forma dönüşmesine yol açıyor.
2. Yaşanmışlık ve Bitmişlik İçinde Var Olmak
Bugün insanlığın yaşadığı yaşam formu, aslında çoktan yaşanmış ve bitmiş bir döngünün içinde yeniden tekrar eden bir süreçtir. İnsan, kendi yaşamını özgün sandıkça yanılır; çünkü içinde bulunduğumuz sistem, insanın kaderini değil, insanlığın tekrar eden desenlerini üretir. Bu yüzden birey, kendini çok önemli bir aktör gibi görse de gerçekte büyük bir döngünün sadece geçici bir parçasıdır. Yaşam, kendi anlamını içinde taşımayan bir tür “enerji akışı” hâline gelmiş durumda. İnsan yaşarken var olduğunu zanneder; oysa gerçekte var olan, onun sahip olduğu enerjinin sistemde bıraktığı izdir. Bu yüzden “hayat” dediğimiz şey, özünde yaşanmışlıkla bitmişlik arasındaki ince çizgide var olan bir yanılsamadır.
3. Adem ile Şeytan Arasındaki Çatışmada İnsanlığın Figüranlığı
Benim bakış açıma göre, insanlığın tüm tarih boyunca yaşadığı büyük sürecin temelinde sadece iki kutup vardır: Adem ve Şeytan. Tüm insanlık bu iki kutup arasında bir figürandan ibarettir. Adem, yaratılışın enerjisidir; Şeytan ise o enerjiyi kirleten, yönlendiren ve saptıran karşıt güçtür. İnsan, bu iki güç arasında kendi öz enerjisini korumaya çalışan geçici bir aracı gibidir. Bu yüzden dünyadaki sistemin kaotik, adaletsiz ve şeytani görünmesi tesadüf değildir; bu düzen, enerjinin Adem’e geri dönmesini engellemeye çalışan düzenin dışa vurumudur. İnsanlık, varoluşun gerçek merkezine değil, gölgesine bağlı bir hayat sürmektedir. Bu da insanı özünden uzaklaştıran asıl çatışmayı görünmez kılmaktadır.
4. Enerjinin Adem’e Geri Dönüş Arayışı
Her insan aslında Adem’den kopan bir enerji parçasıdır; yaşam, bu enerjinin tekrar aslına dönmek için yaptığı yolculuktur. Fakat bu dönüş, düşünerek değil, bilinçlenerek gerçekleşir. İnsan, sahip olduğu enerjiyi nasıl değerlendiriyorsa, yani niyetleri, seçimleri, adımları ve varlık duruşuyla nasıl bir titreşim bırakıyorsa, o titreşim Adem’e geri döner. İnsan öldüğünde beden yok olur, fakat enerji yok olmaz; sadece kaynağına doğru akar. Bu akış sırasında enerji ya saflaşır ya da kirlenir. Bu da Adem’e dönüşün niteliğini belirler. İnsanların hayatı bu yüzden birbirine benzemez; çünkü herkesin enerjiyi taşıma biçimi farklıdır. Asıl mesele, enerjinin hangi bilinçle geri döndüğüdür.
5. Şeytanî Düzen ve İnsanlığın Körlüğü
Bugün dünya üzerindeki düzenin şeytani bir düzen gibi görünmesi, yalnızca ekonomik veya politik bir durum değildir; bu, enerjinin yönünün değişmiş olmasının işaretidir. Milyar dolarlara sahip insanların hırsı, aslında parayla ilgili değildir; çünkü para artık sadece bir araçtır. Onların aradığı başka bir şeydir: güce hükmetmek, inancı yok etmek ve Tanrı’nın yerine geçme arzusudur. Bu arzunun en tehlikeli yönü, toplumsal bilinç tarafından fark edilmemesidir. İnsanlar gündelik yaşamın karmaşası içinde bu büyük hareketi göremiyor; çünkü sistem gözle değil, enerjiyle çalışıyor. Şeytanî düzen tam olarak budur: insanı içinden boşaltıp dıştan yönetilen bir varlığa dönüştürmek. Ve çoğu insan bunun farkına bile varmadan bu düzene hizmet ediyor.
6. Son Nokta: Manadan Manaya Varış
Tüm bu süreçler gösteriyor ki insanlık, anlamdan anlama, enerjiden enerjiye geçiş yapan bir döngünün içindedir. Görsellik, bilinç, zaman, enerji, ademlik ve şeytanlık… hepsi aslında tek bir gerçeğin farklı yüzleridir. İnsan, kendi içinde bir mana taşımadığı sürece dışarıdan verilen manaya mahkûm olur. Bu yüzden varoluşun son noktası, insanın kendi öz enerjisini tanıması ve bu enerjiyi Adem’e geri taşımasıdır. Çünkü insanın tüm yolculuğu, aslında manadan manaya yolculuktur. Ve bu yolculuk, bilinç aydınlandığında tamamlanır.
Hakikat Platformu