Haber Veriyoruz
Güncel Haber Yayın ve Yorum Sitesi

Küresel Sistemin Yeniden Yapılanması

Bu Süreç Neden "İki Savaş Arası Dönem"e Benzetiliyor?

35.203

“Yıkım Siyaseti” Nedir ve Nereden Geliyor?

Kavram, artık reform veya iyileştirme yapmak niyetinde olmayan, bunun yerine mevcut kurumları ve sistemleri kökten yıkmayı hedefleyen bir siyaset anlayışını ifade ediyor.

Münih Güvenlik Raporu 2026: Bu rapor, küresel sistemin bu yeni aşamasını analiz eden en temel kaynak. Rapor, dünyanın bir “yıkım siyaseti” dönemine girdiğini ve II. Dünya Savaşı sonrası kurulan liberal uluslararası düzenin artık çözülme sürecinde olduğunu tespit ediyor.

Sembolik Bir Anlatı: Raporda, ABD Başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray’ın doğu kanadını yıktırıp yeni bir salon inşa etme projesi, bu zihniyetin bir metaforu olarak sunuluyor. Eleştirmenlere göre bu eylem, “mevcut olanı yık, ancak yerine ne inşa edeceğini tam olarak bilme” tarzının bir yansıması.

Yeni Lider Tipi: Bu yaklaşım, sadece ABD ile sınırlı değil. Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei gibi “motorlu testere” ile mevcut kurumları yok ederek değişim vaat eden liderler, bu siyasetin diğer örnekleri olarak gösteriliyor.

2.  ABD’nin Dönüşümü: “Koruyucu”dan “Yıkıcı”ya

Raporun en çarpıcı tespiti, 80 yıldır sistemin “gardiyanı” olan ABD’nin artık onu yıkan ana aktör haline gelmesidir.

Bu dönüşüm, sadece kişisel tercihlerin ötesinde, yapısal bir değişimi işaret ediyor. ABD’nin izlediği politikalar, uluslararası işbirliğinin üç temel ayağını hedef alıyor:

“Kantçı Barış Üçgeni” ABD’nin Uygulamaları

Çok Taraflı Kurumlar 66 uluslararası kuruluş ve anlaşmadan çekilme (Dünya Sağlık Örgütü, Paris İklim Anlaşması, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi dahil).

Açık Ekonomi Serbest ticaret anlayışını terk ederek, gümrük vergilerini siyasi bir baskı aracı olarak kullanmak ve “al-ver” (transactional) odaklı ilişkileri öne çıkarmak.

Demokratik Değerler Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya yönelik doğrudan eylem, kendi iç hukukunu uluslararası alanda uygulamak (bir devlet uçağına el koymak gibi) ve “egemenlik” gibi temel normları ihlal etmek.

3.  Bu “Yıkım”ın Yol Açtığı Sonuçlar

Bu politika değişikliğinin ciddi ve somut sonuçları oluyor:

İnsani Yardım Krizi: ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı’nın (USAID) kapatılması, dünya çapında bir krize yol açtı. Sudan’da binlerce aşevi kapanırken, tahminler bu yardımların kesilmesinin 2030 yılına kadar 14 milyon insanın (çoğunlukla kadın ve çocuk) ölümüne neden olabileceğini gösteriyor.

Diplomasinin Tasfiyesi: ABD Dışişleri Bakanlığı’ndaki yüzlerce kariyer diplomatı görevden alınarak yerlerine siyasi atamalar yapıldı. Bu, ABD’nin küresel sorunları çözme kabiliyetini zayıflattı.

Küresel Normların Aşınması: “Uluslararası hukuk”, “toprak bütünlüğü” ve “güç kullanımı yasağı” gibi temel ilkeler, ABD tarafından ihlal edilir hale geldi. Örneğin, Grönland’ı satın alma/ele geçirme söylemleri ve Ukrayna’yı toprak vermeye zorlama girişimleri bu aşınmanın göstergeleri.

Güven Bunalımı: Münih Güvenlik Endeksi’ne göre, ABD’nin kendisi artık G7 ülkelerinde (Japonya ve Çin hariç) en büyük risklerden biri olarak algılanıyor. Ayrıca, G7 ülkelerinde vatandaşların büyük çoğunluğu, mevcut hükümetlerin gelecek nesiller için daha iyi koşullar sağlayabileceğine inanmıyor.

4.  Bu Süreç Neden “İki Savaş Arası Dönem”e Benzetiliyor?

Uzmanlar bu benzetmeyi yaparken, sadece ABD’nin politikalarına değil, daha derin yapısal benzerliklere dikkat çekiyor:

Kurucu Gücün Sistemden Kopması: 1920’lerde ABD’nin Milletler Cemiyeti’ne girmemesi gibi, bugün de II. Dünya Savaşı sonrası düzenin kurucusu olan ABD’nin, kendi kurduğu sistemden çekilmesi.

Sistemin İçsel Kusurları: Bazı analistlere göre, liberal düzen en başından beri kendi yıkımını içinde taşıyordu. Demokrasi ihracının yarattığı tepkiler, hiper-küreselleşmenin Batı’daki işçi sınıfında yarattığı yoksullaşma ve gelir eşitsizliği, sisteme olan güveni sarsan temel dinamiklerdi. Trump bu dinamikleri başlatan değil, onlardan istifade eden ve süreci hızlandıran bir katalizör olarak görülüyor.

Kuralların Yerini Gücün Alması: “Kurallara dayalı düzen”in yerini, “irade, güç ve çıkarların” belirleyici olduğu “eylemsel bir gerçekçilik” aşamasına geçiliyor. NATO gibi ittifakların geleceği, uluslararası ticaretin kuralları ve hatta devletlerin sınırları yeniden pazarlık konusu haline geliyor.

Özetle, yaşadığımız süreç, sadece bir siyasi liderin politikalarından ibaret değil. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından 80 yıl boyunca dünyaya yön veren liberal uluslararası sistemin, kurucusu tarafından terk edildiği, içsel çelişkilerle sarsıldığı ve yerini çok daha belirsiz, kuralsız ve güç odaklı bir yapıya bıraktığı bir tarihsel dönüm noktasıdır.

Kaynak. DS
Haber Veriyoruz