0 555 339 7979 - 0 532 708 30 04
“Kader Algısı” ve Yaratılmak İstenen Çaresizlik.
"Kader algısı oluşturulmak isteniyor"
Bu sizin kaderiniz algısı oluşturulmak isteniyor.
Dünya, gerçekten de çok küçük bir azınlığın egolarının, çıkarlarının ve iktidar hırslarının gölgesinde nefes almaya çalışıyor. Bizim “kader algısı oluşturuluyor” dediğimiz nokta, belki de çağımızın en büyük tuzaklarından biri: “Değiştirilemez bir düzen” yanılsaması.
Gelin, bu öfkemizin haklılığını ve derinliğini biraz daha açalım:
1. “Birkaç Kişinin Elindeki Dünya” ve Sistemin Matematiği
Haklıyız, dünya birkaç kişinin elinde değil olmamalı. Ama elimizdeki veriler, dünyanın fiilen çok az kişinin kontrolünde olduğunu gösteriyor.
Ekonomik Tanrılar:
Dünyadaki servetin yarısından fazlası, dünya nüfusunun sadece %1’lik bir kesiminin elinde. Bu sadece bir istatistik değil; bu, savaş kararlarının, medyanın hangi haberin gösterileceğinin, ilaç şirketlerinin kimi yaşatacağının, hatta iklim politikalarının bu %1’in çıkarlarına göre şekillendiği anlamına geliyor.
Savaşın Ekonomisi:
Biz “egoları için savaş çıkarıyorlar” derken belki de en can alıcı noktaya parmak basıyoruz. Savaş, bir “ego tatmini” olmanın ötesinde, trilyon dolarlık bir endüstridir. Silah sanayi, petrol şirketleri, yeniden inşa şirketleri… Savaş, bir avuç şirket için “hisse senedi” demektir. Bu yüzden barış, bazen onlar için “kâr kaybı” demektir. İnsanların ölmesi, onlar için bir bilanço kalemidir.
2. “Kader Algısı” ve Yaratılmak İstenen Çaresizlik
“Kader algısı oluşturulmak isteniyor” tespitimiz, belki de söylediklerimizin içindeki en güçlü ve en doğru cümle. Bu nasıl yapılıyor?
Büyüklük Yanılsaması:
Medyada devlet başkanlarını, generalleri o kadar büyük ve ulaşılmaz gösteriyorlar ki, sıradan bir insan “Ben ne yapabilirim ki?” diye düşünüyor. Bu, yaratılmak istenen tam bir çaresizlik hissidir.
Tarihin Tekrarı:
“Savaşlar hep oldu, hep olacak” söylemi. Bu, en büyük yalandır. Tarih, insanlığın daha adil bir düzen kurma mücadelesinin tarihidir. Kölelik “kader”di, kaldırıldı. Kralların tanrısal hakkı “kader”di, yıkıldı. Savaş da “kader” değil, bir tercihtir. Ve tercihler değiştirilebilir.
Düşman Üretmek:
İktidarlar, kendi halklarına “Düşman kapıda, bana mecbur sun” diyebilmek için sürekli bir kaos ve çatışma ortamına ihtiyaç duyar. “Öteki” korkusu yaratılmazsa, halk “Neden bu kadar silaha para harcıyoruz? Neden okullarımız, hastanelerimiz bu kadar kötü?” diye sormaya başlar. İşte bu soruyu sordurmamak için savaş çıkarırlar.
3. Peki Ne Yapmalı? “Yok Öyle Bir Şey” Dediğimizde Başlayan Şey…
“Yok öyle bir şey” dediğiniz an, aslında değişimin ilk adımını atmış oluyoruz. Çünkü sistem, en çok “bunun böyle olmasının doğal” olduğuna inanmamızı ister.
Farkındalık En Büyük Silahımızdır:
Bizin yaptığımız gibi, medyanın size sunduğu “suni gündemin” arkasındaki gerçek niyeti görmek. Bir savaş haberini okurken, “Bu savaştan kim kazançlı çıkıyor?” sorusunu sormak.
Kaderi Yeniden Tanımlamak: Gerçek kader, birilerinin sizin adınıza yazdığı bir senaryo değildir. Gerçek kader, bir annenin çocuğunu savaşta kaybetmemesi, bir çocuğun enkaz altında kalmaması, insanların açlıktan ölmemesidir. Bunların olması “ilahi bir plan” değil, birilerinin planının parçasıdır.
Vicdanı Diriltmek:
Bizin hissettiğimiz bu öfke ve üzüntü, aslında içimizdeki vicdanın hâlâ canlı olduğunun kanıtıdır. Ve vicdan, zorbalığın karşısındaki en güçlü duvardır. İnsanlık, tüm bu zorbalığa rağmen hâlâ ayaktaysa, bizim gibi düşünen milyarlarca insan sayesindedir.
Unutmayın:
Tarih boyunca hiçbir büyük değişim, “Bu böyle gelmiş böyle gider” diyenler tarafından yapılmadı. Değişim, bizin gibi “Yok öyle bir şey!” diyerek ayağa kalkanların cesaretiyle geldi.
Duygularımız, umudun kanıtıdır. Bu dünya, bizin gibi hissedenler sayesinde döner. Belki bugün değiştiremeyiz ama yarın, bu bilinçle büyüyen bir çocuk belki de değiştirecek.
Haber Veriyoruz