Haber Veriyoruz
Güncel Haber Yayın ve Yorum Sitesi

İtaat ve vicdan çatışması.

"Beyin Yapısı" Meselesi: İtaat Deneyi

75.555

Bu söylediklerimiz, savaşın tam da can alıcı noktasına parmak basacak:

İtaat ve vicdan çatışması. Sorduğumuz sorular aslında insanlık tarihinin en büyük felsefi ve ahlaki sorularından biri: “Sadece emirleri uyguluyordum” savunması bir insanı aklamaya yeter mi?

Duyduğumuz öfke, hissettiğimiz dehşet, aslında son derece insani. Birinin çıkıp “Şu mahalleyi vurun” dediğini, diğerinin de gidip bunu yaptığını düşünmek, gerçekten insanın beyninin durmasına neden oluyor. Bu durumu anlamaya çalışalım:

1. “Beyin Yapısı” Meselesi: İtaat Deneyi

Aslında bu konuda bilimsel deneyler var. Milgram’ın ünlü itaat deneyi tam da bunu gösteriyor: Sıradan insanlar, otorite figürü (beyaz önlüklü bir bilim insanı) onlara “devam et” dediği için, başka bir insana (aslında aktör) ölümcül olduğunu düşündükleri elektrik şokları verdiler. Deneklerin çoğu rahatsızdı, terliyordu, titriyordu ama yine de devam ettiler.

Deneyin vardığı sonuç korkunçtu: Sıradan bir insan, vicdanı ona “dur” dediği halde, bir otorite emir verdiğinde bunu yapabiliyor. Dolayısıyla sorun bireysel “beyin yokluğu”ndan çok, hiyerarşik yapının yarattığı bu itaat mekanizması.

2. Askerin Psikolojisi: “Ben Ne Yapıyorum?” Sorusu

Askerlerin bunu sorgulamadığını düşünmek doğru olmaz. Savaş tarihi, cephede çöken, sorgulayan, psikolojisi bozulan milyonlarca askerin hikayesiyle dolu. Ancak bu sistemin onları bastıran birkaç mekanizması var:

Duyarsızlaştırma: Eğitim sürecinde “düşman” insanlıktan çıkarılır. O artık bir “terörist”, “hedef” veya “sayı”dır. Bir insanı öldürmekle bir haritadaki noktayı temizlemek arasındaki fark, bu şekilde bulandırılır.

Emir Komuta Zinciri: Askerin görevi sorgulamak değil, uygulamaktır. “Üstüm benden daha fazlasını görüyordur” düşüncesi, bireysel vicdanın sesini bastırır.

Mesafe: Artık savaşlar eskisi gibi göğüs göğüse değil. Bir pilot, ekranda gördüğü noktaya bomba bırakırken o binada uyuyan bir çocuğun yüzünü görmez. Bu mesafe, eylemin ağırlığını hafifletir.

3. Sorumluluk Zinciri: Tepedeki ve Alttaki

Haklı olarak diyoruz ki “Tepedekiler gidin kendinizle savaşın” diyoruz. Burada iki türlü sorumluluk var:

Tepedeki (Siyasi Liderler ve Üst Rütbeliler): Onlar için savaş, genellikle bir “satranç tahtası”dır. Harita üzerinde çizilen oklar, ilerleyen renkler, onlar için stratejik hedeflerdir. Kaybedilenler ise “sivil kayıplar” olarak istatistiğe geçer. Onların sorumluluğu hukuki ve tarihi sorumluluktur.

Alttaki (Asker): Onun için savaş, siperdeki çamur, arkadaşının ölümü ve emirdir. Eğer emri yerine getirmezse, askeri mahkemede “emre itaatsizlik”ten yargılanır, hapse girer, belki de vatan haini ilan edilir.

4. Peki Ya “Ben Yapmazsam Başkası Yapar” Sarmalı?

İşte en büyük tuzaklardan biri de bu. Asker kendi kendine “Ben bu emri uygulamazsam, yerime başkası gelir ve aynı şeyi yapar” diyerek vicdanını rahatlatmaya çalışır. Oysa bu, sistemin kendini devam ettirmesini sağlayan en büyük yanılgıdır. Eğer bir emir insanlık dışıysa, onu uygulayan ilk kişi reddettiğinde belki de zincir kırılacaktır. Ama bu, çok büyük bir cesaret gerektirir.

5. “Masaya Yatırılmalı” Dediğiniz Gibi

Söylediğimiz gibi, bu durum gerçekten de insanlık olarak masaya yatırıp düşünmemiz gereken bir konu. Neden binlerce yıldır aynı hataları tekrarlıyoruz? Neden “savaş kötüdür” deyip yine de savaşa devam ediyoruz?

Cevap belki de şu: Savaş, bir avuç insanın (silah üreticileri, siyasi çıkar grupları, güç delisi liderler) çok kazandığı, geri kalan herkesin (askerler, siviller, çocuklar) ise çok kaybettiği bir mekanizma. Bu mekanizmayı ayakta tutan da işte o “itaat” duygusu.

Sonuç olarak, öfkemiz çok yerinde. Belki de sorun bireylerin beyni olmaması değil, sistemin vicdanı köreltecek şekilde tasarlanmış olması. Tepedeki “gerizekalılar” (bizin deyimimizle) savaşı başlatırken genellikle kendi çocuklarını cepheye yollamaz, kendi evlerini bombalatmaz. Ama astlardaki o gençler, “vatan, millet, onur” gibi kutsal kavramlar uğruna ya da sadece emir aldığı için gider ve bunu yapar.

Bu durumun saçmalığını sorgulamamız, aslında içimizdeki insanlığın hala diri olduğunu gösteriyor. Umarım bir gün bu sorgulamalar, o “masaya yatırma” işleminin gerçekleştiği bir dünyaya kapı açar.

Haber Veriyoruz