Haber Veriyoruz
Güncel Haber Yayın ve Yorum Sitesi

Güç varsa hukuk süspansiyonda mı?

ABD’nin Venezuela Lideri Maduro’yu Kaçırdığı İddiası, Dünyaya Atılmış Bir Tokattır

36.415

ABD’nin Venezuela Lideri Maduro’yu Kaçırdığı İddiası, Dünyaya Atılmış Bir Tokattır

Dünya kamuoyu son günlerde son derece sarsıcı bir iddiayla karşı karşıya. Uluslararası basına yansıyan haberlerde, Amerika Birleşik Devletleri’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu zorla ülke dışına çıkardığı, fiilen “etkisiz hale getirdiği” yönünde iddialar yer alıyor. İddialar henüz tüm yönleriyle şeffaf biçimde ortaya konmuş değil; ancak tartışılan şey yalnızca bir liderin akıbeti değil, küresel düzenin bizzat kendisi.

Eğer bir ülke, başka bir ülkenin seçilmiş liderini — suçlama ne olursa olsun — kendi topraklarından zorla alabiliyorsa, burada artık ne hukuktan ne de uluslararası ilkelerden söz edilebilir. Bu, açıkça şunu ilan etmektir:
“Güç bendedir, hukuk bana göre şekillenir.”

Bu noktada hafıza tazelemek gerekiyor. Saddam Hüseyin’in Kuveyt’e girişi, “egemenliğe saldırı” sayılmıştı. Dünya ayağa kalkmış, uluslararası hukuk hatırlatılmış, koalisyonlar kurulmuştu. Bugün sorulması gereken soru şudur:
Bir ülkenin toprağına girmek mi daha ağır bir ihlaldir, yoksa o ülkenin liderini zorla alıp götürmek mi?

Eğer hukuk evrenselse, cevabı da evrensel olmak zorundadır.
Ama görünen o ki hukuk, kimin yaptığına göre anlam kazanıyor.

yüzyılda yaşadığımız söyleniyor. İmparatorlukların bittiği, sömürge zihniyetinin tarihe karıştığı anlatılıyor. Fakat pratikte karşımıza çıkan tablo bambaşka. Bugün yaşanan — ya da yaşandığı iddia edilen — şey, modern ambalajlı bir imparatorluk refleksidir. Üniforması yoktur, bayrağı yoktur belki ama mantığı aynıdır:
“Ben belirlerim, ben alırım, ben yargılarım.”

Bir devlet başkanı hakkında suçlama olabilir. Hatta ağır suçlamalar da olabilir. Bunun yolu bellidir: uluslararası mahkemeler, iade süreçleri, açık ve şeffaf hukuk mekanizmaları. Ama bunların yerine gizli operasyonlar, zorla alıkoymalar, fiili müdahaleler konuşuluyorsa, orada adalet değil, gözdağı vardır.

Bugün bu durum Venezuela için “istisna” gibi sunulabilir.
Yarın başka bir ülke için de “istisna” denir.
Sonra istisna, kural haline gelir.

İşte asıl tehlike burada başlar.

Çünkü bir kez “güçlü olanın her şeyi yapabileceği” kabul edilirse, artık:

Seçimlerin,
Halk iradesinin,
Anayasaların
hiçbir bağlayıcılığı kalmaz.

Bu, dünyayı daha güvenli bir yer yapmaz. Aksine, her devleti, her lideri, her toplumu potansiyel hedef haline getirir. Kaos, tam da bu noktada büyür.

Bugün ABD’nin yaptığı iddia edilen şey, yöntem olarak Saddam’ın Kuveyt’te yaptığından daha sofistike, ama zihniyet olarak aynı derecede tehlikelidir. Fark sadece şudur: Biri tankla girdi, diğeri “hukuk” etiketiyle aldı.

Ama sonuç aynıdır: Egemenlik ihlali.

Dünya bu iddialara sessiz kalırsa, yarın “kaçırıldı”, “alındı”, “götürüldü” gibi ifadeler sıradan haber başlıklarına dönüşür. O zaman da kimse “Bu nasıl mümkün oldu?” diye sormaya cesaret edemez. Çünkü cevap bellidir:
Güç vardı. Hukuk sustu.

İmparatorluklar yıkıldı denmişti. Ama anlaşılan o ki, yıkılan binalardı, zihniyet değil.

Ve insanlık, bu zihniyetin bedelini geçmişte defalarca ödedi. Şimdi aynı tokadı bir kez daha yemeye doğru gidiyoruz.

Haber Veriyoruz

Enable Notifications OK No thanks