Haber Veriyoruz
Güncel Haber Yayın ve Yorum Sitesi

Çalışmadan, Üretmeden Kurtuluş Yok: Topluma Açık Bir Uyarı

İnsanlık tarih boyunca tek bir gerçekle yüzleşti:

100.007

Çalışmadan, Üretmeden Kurtuluş Yok: Topluma Açık Bir Uyarı

İnsanlık tarih boyunca tek bir gerçekle yüzleşti: Çalışmadan ilerleme olmaz, üretmeden özgürlük kurulmaz.

Bugün geldiğimiz noktada bu gerçek artık bir tercih değil, bir zorunluluk hâline gelmiştir. Çünkü tembellik yalnızca bireyi değil, toplumları çökertir. Üretimsizlik sadece ekonomiyi değil, bilinci felç eder. Ve bilinçsiz toplumlar her zaman yönetilmeye, yönlendirilmeye ve kullanılmaya açıktır.

Artık şunu açıkça söylemek zorundayız:Bu çağ, konfor çağından çoktan çıkmıştır.Bu çağ, mücadele  çağıdır.

Azim, Sabır ve İrade Olmadan Çalışma Olmaz. Çalışmak; sadece bir işe gitmek değildir.
Çalışmak; aklı, iradeyi ve vicdanı aynı anda devrede tutmaktır.

Azim olmadan yarım kalır, sabır olmadan dağılır, irade olmadan teslim olur.

Bugün insanlara çalışmamayı öğreten sistemler, onlara hazır tüketimi, hızlı hazları ve sahte umutları pazarlıyor. Üreten insan yorulur ama özgürleşir. Tüketen insan rahat eder ama bağımlılaşır.

Üretim İçin Kaynak ve Destek Gerekir – Bu Kaynak Kolay Verilmez

Üretmek için fikir yetmez. Kaynak gerekir. Destek gerekir. Ve bu destek çoğu zaman kendiliğinden gelmez.

Tarih bunu defalarca gösterdi: Sanayi devrimleri, teknolojik sıçramalar, toplumsal dönüşümler…
Hiçbiri masa başında “iyi niyetle” gerçekleşmedi.

Kaynak, güçtür. Güç ise her zaman mücadeleyle alınır.

Bu mücadele illa silahla olmaz. Ama fikri, ekonomik, psikolojik ve toplumsal bir savaş mutlaka vardır.

Gerçeğe Yakın İnsanları Bulmak Artık Hayati Bir Zorunluluktur

Bu çağda en zor bulunan şey para değil, bilgi değil… Gerçeğe yakın insandır.

Gerçeği arayan, sorgulayan, hazır cevaplarla yetinmeyen insanlar artık azınlıktadır. Çünkü algı yönetimleri, propaganda teknikleri, dijital bağımlılık ve sürekli korku üretimi insanları düşünemez hâle getirmiştir.

Bu yüzden artık şunu yapmak zorundayız: Gerçeğe yakın insanları bulmak Onlarla doğrudan ve sahici iletişim kurmak.  Küçük ama bilinçli topluluklar oluşturmak. Toplumsal ilerlemeyi sıfırdan başlatmak. Aksi hâlde bizi bekleyen şey ilerleme değil, çürümedir. Zorluklara Kılıf Bulmak Değil, Çözüm Üretmek Zamanı

Bugün herkesin dilinde bahaneler var: “Şartlar kötü”, “Zaman zor”, “Ben ne yapabilirim ki?”

Bu cümleler çözüm değil, kaçıştır.

Artık şu moda geçmek zorundayız: 👉 “Bu zorluğu nasıl aşarım?”

Gerçek ilerleme tam da bu soruyla başlar. Dil Değişmeden Toplum Değişmez. Ağzımızdan çıkan kelimeler, zihnimizin aynasıdır. Yıkıcı kelimeler yıkım üretir. Yalan kelimeler çarpık bir gerçeklik kurar.

Bu yüzden:

Sadece gerçek konuşulmalı, Yapıcı ama net olunmalı, Sürekli şikâyet değil, sorumluluk alınmalı, Sizi anlamayan insanlar için ise bedeninizi, ruhunuzu, enerjinizi tüketmeyin.

Onlara söylenecek tek bir cümle yeterlidir: “Git, kendini bul ve gel.”

Algı Yönetimi, Görünmeyen Etkiler ve Tartışmalı Uygulamalar. Bugün insanların büyük bir kısmı yalnızca gördüğüne inanıyor. Oysa modern çağ, insanları en çok görünmeyen şeylerle yönetiyor.

Algı yönetimi, Sürekli korku ve kriz dili, Dijital bağımlılık, Elektromanyetik maruziyet tartışmaları

Atmosfer ve çevre müdahaleleri üzerine süregelen bilimsel ve toplumsal tartışmalar.  Bu konuların bir kısmı bilimsel olarak araştırılıyor, bir kısmı hâlâ tartışmalı. Ama şu gerçek inkâr edilemez:

İnsan bedeni ve zihni, çevresel ve psikolojik etkilere son derece açıktır.

Bunu anlatmak zordur. Düzeltmek daha da zordur. Ama yok saymak en tehlikelisidir. İnsanlık Görünmeyenle Yönetildiğini Kabul Etmek İstemiyor.  İnsan, bilmediğine inanmaz. Görmediğini yok sayar.

Ama tarih bize şunu öğretti: İnsanlık, her zaman geç fark eder. Bugün fark etmezsek, yarın bedelini çocuklarımız ödeyecek.

Son Uyarı

Eğer bugün bilinçlenmezsek, eğer bugün çalışmazsak, eğer bugün üretmezsek, gelecek nesiller bize sadece soru sormayacak… Hesap soracak.

Ve o zaman, toprakta kalmayacak olan kemiklerimizin sızlaması, vicdanımızı kurtarmaya yetmeyecek.

Bu bir tehdit değil. Bu bir kehanet değil.

Bu, tarihin defalarca doğruladığı bir gerçekliktir.

Mehmet Arkın Gürbüz

Enable Notifications OK No thanks