0 555 339 7979 - 0 532 708 30 04
Cahil ve gafil bir haldesiniz.
Bu hükme neden vardığımı sorguluyor musunuz? Bir düşünün.
Cahil ve gafil bir haldesiniz.
Bu hükme neden vardığımı sorguluyor musunuz? Bir düşünün.
İnancı dillendirirken tefekkürden uzaksınız. Düşündüğünüzde ise samimiyetten, doğruluktan ve hakikatten yoksunsunuz.
Konuşmaya başladığınızda, size öğretileni ezberden okursunuz. Size dayatılan neyse onu savunursunuz. Size dair özgün bir yanınız yok.
Hayatınızda size ait bir düşünce, özgün bir fikir var mı? Bir eser meydana getirdiniz mi? Hayata ya da insanlığa bir katkınız dokundu mu?
Yalnızca maddi varlık size bahşedildiğinde şükrediyorsunuz. Verdiğinde minnettar, vermediğinde ise isyankarsınız.
Varlığınızı hep bir insan olarak konumlandırdınız; fakat insan olmanın gerektirdiği hasletlerin ne olduğunu sorgulamadınız.
Nasıl var olduğunuzu fiziğe, fiziği ise size öğretilen kalıplara bağladınız.
Size göre bilgi nedir? Neden vardır ve kaynağı neresidir? Ya da neden okula gidip okuma-yazma öğrendiniz? Daha doğrusu, neden öğrenmek zorundasınız?
Bu bir tabiat kanunu muydu, yoksa dünyevi hayata duyduğunuz iştiyak mıydı? Ya da hayatın kendine has bir düzeni mevcuttu ve siz sadece bu intizama uymakla mükellef miydiniz?
Peki, eğer bir düzen varsa, bu düzen mi sizi inanca davet etti? Yoksa siz mi varlığınızı yüceltmek adına inançlı olmayı seçtiniz?
İnanç denilince zihninizde ne canlanıyor, duymak isterim… Sadece dua ve ibadet etmek mi? İyi bir insan olma çabası mı? Yoksa kötülüğe karşı mücadele mi?
Belki de varlığınızın özündeki enerjiyi keşfedip, onun ulaştıracağı boyutlara erişme arzusu mudur?
İşte bilgi; yani öğrenmek, araştırmak, sorgulamak; fiziksel varlığınızın yapması gerekenleri idrak etmektir. Zira sahip olduğunuz beden, bir enerjinin yoğunlaşmasıyla meydana gelmiş ve zamanı gelince asli formuna, yani en saf enerjiye dönüşecektir.
Nihayetinde varlığınız bir enerji yoğunlaşmasından ibarettir. Ancak bu yoğunlaşmaya eşlik eden bir bilinç söz konusudur. Eğer varlığınız insani vasıflara vakıf olup bunları özümsediyse, işte o zaman bilinciniz hakikate açılmış demektir. Açılan bu bilinç ise inancı keşfeder. Yani Yaratıcı’yı idrak etme, O’nun bahşettiği enerjiyi onurlandırma ihtiyacı duyar. İşte gerçek inanç budur. Bilinçlenmek inancın başlangıcı, onu doğru eyleme dönüştürmek ise gerçek inancın ta kendisidir.
Gerçek inanç, insanın özünün insanlıktan geldiğini kabul edip ona göre yaşamasıdır. Bu da varlığının aslında bir enerji olduğunu ve bir gün bu enerjinin asıl kaynağına döneceğini bilmektir.
Sana öğretilenler, işte bu anlayışın donuk bir çerçevesi olsaydı; bugün ne bu kadar cahil ne de bu denli gafil olurdunuz.
Mehmet Arkın Gürbüz