0 555 339 7979 - 0 532 708 30 04
Bir Kaç Kişinin Kararıyla Yerinden Edilen İnsanlık.
Göç, Parçalanma ve Yeni Kolonileşme Tehdidi
Bir Kaç Kişinin Kararıyla Yerinden Edilen İnsanlık: Göç, Parçalanma ve Yeni Kolonileşme Tehdidi
Dünya bugün tarihin en büyük zorunlu göç dalgalarından birini yaşıyor. Ancak bu göçler; doğal bir süreç, tesadüf ya da “kader” değil. Irak’tan Suriye’ye, İran’dan Ukrayna’ya kadar uzanan coğrafyada milyonlarca insan, kendi iradesiyle değil; birkaç karar vericinin aldığı siyasi, askeri ve ekonomik kararlar sonucunda evlerini, topraklarını ve kimliklerini terk etmek zorunda kaldı.
Bu insanların ortak kaderi artık aynı kelimelerle tanımlanıyor: Sığınmacı, mülteci, göçmen. Oysa her biri, doğduğu topraklarda bir hayatın sahibiydi.
Irak: Bir Ülkenin Devlet Hafızasının Silinmesi
2003’te “kitle imha silahları” gerekçesiyle başlatılan müdahale, bugün artık herkesin kabul ettiği bir gerçekliği ortaya koydu: Silah yoktu, ama yıkım vardı.
Irak’ta devlet yapısı çöktü, mezhepsel fay hatları kaşındı, milyonlarca insan ülke içinde ya da dışında yerinden edildi. Göç, bir güvenlik sonucu değil; bizzat stratejik bir sonuç haline geldi.
Suriye: İç Savaş mı, Küresel Satranç mı?
Suriye, modern çağın en büyük insani trajedilerinden birine dönüştü. Farklı küresel ve bölgesel güçlerin vekâlet savaşı yürüttüğü bu ülkede, insan hayatı pazarlık unsuru haline geldi.
Sonuç:
10 milyona yakın yerinden edilmiş insan, Kuşaklar boyunca sürecek bir travma, Kimliksiz büyüyen milyonlarca çocuk
İran: Görünmeyen Baskı, Sessiz Göç
İran örneği daha “sessiz” ama bir o kadar derin. Ekonomik yaptırımlar, siyasi baskılar ve bölgesel gerilimler; özellikle genç nüfusu ülkeyi terk etmeye zorlayan görünmez bir kuşatma oluşturuyor.
Bu bir savaş göçü değil, sistematik tükenmişlik göçü.
Ukrayna: Avrupa’nın Ortasında Modern Bir Göç Krizi
Ukrayna savaşı, göçün artık sadece “geri kalmış ülkelerin sorunu” olmadığını gösterdi. Birkaç jeopolitik hesap, milyonlarca Avrupalıyı mülteci konumuna düşürdü.
Bu örnek, göçün küresel bir kırılma noktası olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Peki Bu Göçlerin Altında Ne Yatıyor?
Bu sorunun cevabı tek bir kelimeyle özetlenemez; ama bazı başlıklar net:
Enerji ve doğal kaynak paylaşımı
Silah endüstrisinin sürekliliği
Ucuz iş gücü ihtiyacı
Ulus-devletlerin zayıflatılması
Toplumların parçalanarak yönetilebilir hale getirilmesi
Göç, artık bir “yan etki” değil; yönetim aracıdır.
İnsanlar yerinden edildikçe, kimlikler zayıflar; kimlikler zayıfladıkça kolektif bilinç parçalanır.
Parçalanan İnsanlık ve Yeni Tehditler
Bugün yaşanan göç dalgaları, yalnızca bugünü değil geleceği de şekillendiriyor. Bu sürecin devamında:
Toplumlar etnik ve kültürel adacıklara ayrılabilir
Yeni kolonileşme biçimleri (ekonomik, dijital, biyolojik) ortaya çıkabilir
İnsanlar “vatandaş” değil, kontrollü nüfus grupları haline gelebilir
Gruplaşma ve gettolaşma, yeni çatışmaların zeminini oluşturabilir
Bu tablo, insanlığın ortak bir bilinçten uzaklaştırılarak küçük, kırılgan ve birbirine yabancı parçalara ayrıldığını gösteriyor.
Sonuç: Göç Bir İnsanlık Alarmıdır
Bugün Iraklı, Suriyeli, İranlı, Ukraynalı olmak; yarın başka bir coğrafyanın kaderi olabilir. Çünkü sorun coğrafya değil, sistemin kendisi.
Eğer insanlık bu süreci sadece “haber” olarak izlemeye devam ederse;
yarın herkes, bir başka ülkenin kapısında aynı kelimeyle anılabilir: göçmen.
Bu yüzden göç, sınırların değil; vicdanın meselesidir.
Haber Veriyoruz