Fizikten Önce Enerji Var mıydı?
Yoksa İnsan Önce Bilinçli Enerji Olarak mı Yaratıldı?
Fizikten Önce Enerji Var mıydı? Yoksa İnsan Önce Bilinçli Enerji Olarak mı Yaratıldı?
İnsan yaratılışını düşündüğümüzde genellikle bugünkü fiziksel bedenimizden hareket ediyoruz. Hücreler, DNA, organlar ve biyolojik yaşam… Oysa belki de asıl sormamız gereken soru, insanın ilk yaratılışının bugünkü fiziksel yapısıyla aynı olup olmadığıdır.
Enerji Kaynaklı Yaratılış Teorisi kapsamında üzerinde durduğum yeni bir düşünce var: İnsan ilk yaratıldığında fiziksel bir bedene değil, enerji ve bilincin birlikte bulunduğu farklı bir varoluş biçimine sahip olabilir miydi?
Belki de insanın ilk yaratılışı, enerjinin kaynağına ve özüne bağlı olarak yayılmasıyla başladı. Bu varoluşta enerji ve bilinç birbirinden ayrı değildi. Fiziksel beden ise daha sonraki bir aşamada, bu varlığın biyolojik yaşamı deneyimlemesi için oluşturuldu.
Bu durumda bugünkü insan bedeni ilk yaratılışın kendisi değil, onun farklı bir varoluş biçimine dönüşmüş hâli olabilir.
Burada inancımızı ve Kur’an’ı bir kenara bırakarak düşünmüyoruz. Aksine, önce anlamak, kabul etmek ve öğretilenleri hayata geçirmek gerektiğine inanıyorum. Kur’an’da insanın sürekli düşünmeye, akletmeye ve yaratılış üzerine tefekkür etmeye çağrılması da bu açıdan önemlidir. Yaratıcının insana bahşettiği aklı kullanmak, inancın karşısında değil, onunla birlikte yürüyen bir arayıştır. Okuduğumuzu anlamadan, anladığımızı uygulamadan ve bize verilenleri değerlendirmeden daha ötesini kavrayamayız.
Peki evren neden genişliyor? Enerji neden sürekli hareket ve dönüşüm içerisinde? Milyarlarca galaksi, yıldız ve gezegen nasıl meydana geliyor? İnsan bugün bunları gözlemleyebiliyor, öğrenebiliyor ve belki gelecekte başka dünyalara ulaşabiliyor. Bütün bunlar, yaratılmış olanı anlamaya yönelik insan bilincinin gelişiminin bir parçası değil mi?
Elbette evrenin genişlemesi veya enerjinin hareketi, insanın ilk yaratılışta bilinçli enerji olduğunu tek başına kanıtlamaz. Ancak bu soruları sormamıza ve araştırmamıza imkân verir.
Bir başka ihtimal de insanın ilk varoluşunda sahip olduğu enerji ve bilinci kullanma biçimiyle ilgilidir. Acaba fiziksel beden, ölümlü yaşam ve zamanla sınırlı bir varoluş, yaratılışın başka bir aşaması mıydı? Belki de bugün henüz açıklayamadığımız bir geçişin içerisindeyiz.
Bunlar şimdilik birer düşünce ve araştırma konusudur. Kesin hüküm vermek yerine soruların peşinden gitmek gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü yaratılanı anlamaya çalışmak, yaratıcıyı sorgulamak değil; yaratılışın bize gösterdiklerini anlamaya çalışmaktır.
Belki de insanın hikâyesi fiziksel bedeninin oluşmasıyla başlamadı. Belki insan, enerji ve bilincin birlikte var olduğu ilk yaratılıştan bugünkü fiziksel yaşamına uzanan bir yolculuğun içerisindedir.
Enerji Kaynaklı Yaratılış Teorisi kapsamında yeni bir düşünce ve araştırma değerlendirmesi.


