Haber Veriyoruz
Güncel Haber Yayın ve Yorum Sitesi

Karadeniz Bölgesi’nde, zengin maden yatakları.

Bölge Bölge Madencilik Faaliyetleri ve Zararları

35.213

Karadeniz toprakları maden aramaları adı altında linç ediliyor.

Karadeniz Bölgesi’nde, zengin maden yatakları ile hassas ekosistem ve yoğun tarım alanlarının iç içe geçtiği bir tablo var. Özellikle altın, bakır, kurşun ve çinko gibi metalik madenlerin aranması ve işletilmesi, bölgenin en büyük gelir kaynakları arasında yer alan fındık, çay ve su havzalarını doğrudan tehdit ediyor.

Aşağıdaki haritada, Karadeniz’de maden faaliyetlerinin yoğun olduğu illeri ve bu faaliyetlerin yarattığı temel baskıları görebilirsiniz:

🗺️ Bölge Bölge Madencilik Faaliyetleri ve Zararları

Arama ve işletme faaliyetleri şehirlere göre şu şekilde yoğunlaşıyor:

Doğu Karadeniz (Giresun, Artvin, Rize, Trabzon): Metalik madenler (bakır, kurşun, çinko) açısından zengin olan bu bölge, aynı zamanda maden ruhsatlarının en yoğun olduğu alanlardan biri. Artvin’de yüzölçümünün yaklaşık %75’inin maden ruhsatlı olduğu ve tarihi yaylacılık faaliyetlerinin neredeyse tamamen durma noktasına geldiği belirtiliyor. Bölgenin dik topoğrafyası ve yoğun yağışları, madencilik faaliyetlerinin yol açtığı tahribatın heyelan gibi afet risklerini daha da artırabileceği bir zemin oluşturuyor.

Ordu ve Fatsa: Fatsa ilçesinde faaliyet gösteren bir altın madeni, kapasitesini artırmak istiyor. Bölge halkı, bu genişlemenin şu somut zararlara yol açtığını belirtiyor:

Su Kirliliği: Maden sahasına yakın köylerdeki içme suyu kaynaklarında ağır metal kirliliği tespit edildi ve dereler kullanılamaz hale geldi.

Tarım ve Orman Tahribatı: Proje kapsamında şimdiden yüzlerce hektarlık fındık bahçesi ve ormanlık alanın yok edildiği, bu durumun bölgenin en önemli geçim kaynağını tehdit ettiği ifade ediliyor.

Batı Karadeniz (Düzce, Zonguldak, Bartın): Bölge son dönemde altın madenciliği girişimleriyle gündeme geliyor. Buradaki en büyük tehdit, su havzaları üzerindeki baskı:

Melen Havzası Tehdidi: Düzce’nin Akçakoca ilçesindeki ormanlık alanda, İstanbul ve çevresinin içme suyu ihtiyacını karşılayan Melen Havzası’nda altın madeni arama izni verildi. Siyanür kullanımı gibi bir durumda milyonlarca insanın su kaynağının zehirlenme riski bulunuyor.

Alaplı Direnişi: Zonguldak’ın Alaplı ilçesinde, verilen altın arama ruhsatına karşı köylüler, “Meramızda kestane ve ıhlamur var, altın yok” diyerek karşı çıkıyor. Bölgede 1. sınıf arkeolojik SİT alanları ve içme suyu göletleri bulunuyor.

📉 Çevre ve Halk Sağlığı Üzerindeki Somut Etkiler

Bölgedeki mücadeleler ve yaşanan vakalar, maden faaliyetlerinin yol açtığı yıkımın boyutlarını gözler önüne seriyor:

Su Kaynaklarının Zehirlenmesi ve Kurutulması: Neredeyse tüm maden sahalarının ortak sorunu, akarsuların ve içme suyu kaynaklarının kirlenmesi. Giresun’un Doğankent ilçesinde bir maden şirketi, atık suyu dereye deşarj ettiği gerekçesiyle 2 milyon 517 bin TL para cezasına çarptırıldı ve ilgili galerisi kapatıldı. Ordu’da ise akarsularda ağır metal limitlerinin üzerinde değerler tespit edilirken, yerel halkın kullandığı kaynak sularının “içilemez” raporu aldığı belirtiliyor.

Toprak ve Tarımın Yok Edilmesi: Bölgenin en büyük ekonomik değeri olan fındık bahçeleri doğrudan maden sahalarına kurban gidiyor. Ordu’da sadece bir proje için 230 hektarlık alanın yok edilmesi planlanırken, bu durumun binlerce ailenin geçim kaynağını ortadan kaldıracağı ve ülke ekonomisine milyarlarca dolarlık zarar vereceği hesaplanıyor. Ayrıca kestane ormanları ve arıcılık gibi diğer tarımsal faaliyetler de ciddi darbe alıyor.

Siyanür ve Ağır Metal Tehdidi: Altın madenciliğinde kullanılan siyanür ve ortaya çıkan ağır metaller, canlılar için yüksek derecede toksik etkiye sahip. Erzincan örneğinde olduğu gibi, maden sahalarında zehirlenen sular yüzünden bölgedeki büyükbaş hayvan sayısında dramatik düşüşler yaşanabiliyor. Uzmanlar, bu maddelerin en ufak bir sızıntıda bile yeraltı sularına karışarak onlarca yıl boyunca ekosistemi zehirlemeye devam edeceği uyarısında bulunuyor.

⚖️ Nasıl Bir Gelecek?

Karadeniz, bir yanda yeraltı zenginlikleri, diğer yanda ise yüzyıllardır süregelen bir yaşam biçimi ve tarım kültürü arasında sıkışmış durumda. Çevre örgütleri ve yurttaşlar, bir taraftan hukuk yoluyla, diğer taraftan ise alanlarda yaparak mücadelelerini sürdürüyor. Sadece bölgeyi değil, İstanbul gibi metropollerin su kaynaklarını da ilgilendiren bu kararlar, ülke genelinde dikkatle takip ediliyor.

Kaynak DS
Haber Veriyoruz