0 555 339 7979 - 0 532 708 30 04
Adaletin Yokluğu: Terörün, Eşitsizliğin ve Sessizliğin Anatomisi
Peki adaletsizliğin ilk ve en belirgin adımı nedir?
Adaletin Yokluğu: Terörün, Eşitsizliğin ve Sessizliğin Anatomisi
Adaleti tesis etmeyenler, terörün filizlenmesine zemin hazırlar. Adaleti sağlamayanların arkasında duranlar ise teröristi tanımlama yetkisini kendinde görenlerdir. Bugün dünyada terör varsa ve bir insan terörist haline geliyorsa, bunun tek bir nedeni vardır: Adaletsizlik.
Peki adaletsizliğin ilk ve en belirgin adımı nedir? Ekonomik eşitsizlik. Bir çocuk açlıktan ölürken diğeri lüks içinde yüzdüğünde, o çocuğun gözünde düzenin meşruiyeti yok olur. İşte bu uçurum, insanı umutsuzluğa, umutsuzluğu ise öfkeye ve şiddete sürükler.
Peki bu hayati gerçek neden gündeme getirilmez? Korkudan. Peki korkuyu kim inşa eder? Medya. Medya denen mekanizma, insanlara sürekli olarak şiddet içeren filmler, korku senaryoları ve kaos hikâyeleri göstererek zihinleri felç eder. Gerçek sorunlar konuşulmaz çünkü gerçek sorunların konuşulması düzeni tehdit eder.
Peki bu düzenin mimarları kimler? Zengin diye nitelendirdiğiniz, hatta bazen yarı tanrısal bir saygıyla anılan bazı yapılar… Onlar aslında doymak bilmeyen bir nefisle hareket eden, paranın nereden geldiğini sorgulamayan, o parada kaç masum insanın hakkı olduğunu bilmek istemeyen varlıklardır. Birer “kan emici” gibi davranırlar; ama unutmayalım, her zengin böyledir demek bir genelleme olur. Asıl sorun, sistemin bu hırsı ödüllendiren yapısıdır.
Bugün dünyanın neresinde olursa olsun, savaşta ölen çocuklar, terör saldırılarında katledilen kadınlar, göç yolunda hayatını kaybeden masumlar doğrudan eşitsizliğin ve adaletsizliğin kurbanıdırlar.
Somut bir örnek: 2015 yılında Ankara Garı önünde barış mitingine katılan 100’den fazla masum insan bir intihar saldırısıyla katledildiğinde, aslında ne ölmüştü? Bir barış umudu mu? Yoksa yıllardır kronikleşen Kürt sorununun, ekonomik eşitsizliğin ve adaletin ertelenmesinin yarattığı patlama mıydı? Ya da İdlib’de bir teneke kulübede bombalar altında ezilen çocuklar… Onların suçu neydi? Sadece adaletin olmadığı, zenginin gücünü konuşturduğu, fakirin ise yalnız bırakıldığı bir coğrafyada doğmuş olmak.
Peki neden hiçbir devlet başkanı bu çürümüş düzeni kökünden değiştirmek için adım atmıyor? Neden vicdanlı bir zengin çıkıp “Durun, bu para kanlı, bu düzen şeytani” diye haykırmıyor? Çünkü çoğu, farkında olarak ya da olmayarak, şeytani bir düzenin parçası haline gelmiştir. O düzenin kurallarına sorgusuz sualsiz uymazsanız, düzen sizi ezer. Onların tek korkusu ölümdür; ama sıradan bir ölüm değil, şiddetli, acılı, “itibarını sıfırlayan” bir ölüm mesela bıçaklanmak. İroniktir ki, üyesi oldukları bu küresel düzen, zamanı geldiğinde onları da acımasızca feda eder.
Ve en büyük trajediye geliyoruz: İnsan… O kadar aptal ve zayıftır ki, inandığını sanır ama neye, neden inandığını asla sorgulamaz. Tek bir Tanrı’dan bahseder, her şeyi yaratanın O olduğunu söyler; O’nun her an yaratabileceğini de yok edebileceğini de bilir. Ama yine de öldürmeye, yok etmeye, haksızlık yapmaya devam eder. Bu, gerçekten tezat bir düşünce yapısı değil midir? İnsan, bir gün zamanın geri dönebileceğini, ölenlerin dirilebileceğini bilse (ki aslında inancının özünde ölümden sonra diriliş vardır), yine de hakka, hukuka tecavüz etmeye devam eder.
Oysa adalet gecikebilir ama asla yok olmaz. Yeter ki korkuyu aşmak için cesaret, zenginliği paylaşmak için feragat ve masumun sesi olmak için dayanışma gösterilsin.
Mehmet Arkın Gürbüz
https://haberveriyoruz.com/mehmet-arkin-gurbuz/
