Haber Veriyoruz
Güncel Haber Yayın ve Yorum Sitesi

Yapay Zekâ Ucuz mu, Yoksa Bize mi Pahalı?

Dünyanın büyük teknoloji şirketleri yapay zekâyı “erişilebilir”, “uygun fiyatlı” ve “herkes için” olarak pazarlıyor.

Yapay Zekâ Ucuz mu, Yoksa Bize mi Pahalı?

Dünyanın büyük teknoloji şirketleri yapay zekâyı “erişilebilir”, “uygun fiyatlı” ve “herkes için” olarak pazarlıyor.
Aylık 20 dolar gibi rakamlar, ABD ve Avrupa merkezli bakış açısından bakıldığında gerçekten küçük görünebilir.

Ancak bu bakış açısı, doların yüksek olduğu ülkelerde yaşayan milyonlarca insan için gerçekliği ıskalıyor.

Türkiye gibi ülkelerde 20 dolar; Bir kahve parası değil, Bir eğlence harcaması hiç değil, Çoğu zaman iki günlük emeğin karşılığı, Bugün asgari ücretle ya da güvencesiz çalışan bir birey için bu rakam, doğrudan yaşamdan kesilen bir pay anlamına geliyor.

Sorun fiyat değil, adaletsiz ölçek

Kimse yapay zekâ şirketlerinden ücretsiz hizmet beklemiyor. Sorun “para” değil, orantı.

Aynı 20 dolar; ABD’de 1–2 saatlik bir iş, Türkiye’de 2 günlük emek, Ama fiyatlandırma yapılırken bu fark hiç yokmuş gibi davranılıyor. Küresel bir ürün, tek merkezli ekonomi ile satılıyor.

Bu da yapay zekâyı: Zengin ülkelerde bir üretim aracı, Yoksul ülkelerde bir lüks haline getiriyor.

Şeffaflık problemi: Ne alıyoruz, ne kadar alıyoruz? Bir diğer sorun ise kullanıcıya sunulan bilginin yetersizliği.

Örneğin: “Aylık 20 dolar” deniyor, Ama karşılığında: Kaç saniyelik video üretilebileceği, Ne kadar içerik hakkı olduğu, Hangi sınırda duracağı, net biçimde söylenmiyor.

Kullanıcı “deneyeyim” dediğinde ise karşısına şu gerçek çıkıyor: 8 saniyelik bir video, Hak bitmiş, Yenisi için ek ücret, Bu durum teknik bir detay değil, kullanıcı güveniyle ilgili bir mesele.

Eğer açıkça: “20 saniyelik video = 2–3 bin TL karşılığı” denilseydi, herkes kararını ona göre verirdi.

Teknoloji ilerliyor ama insan geride kalıyor.

Yapay zekâ, insanlığı ileri taşıyacak bir araç olarak sunuluyor. Ancak fiyatlama ve erişim politikaları, insanların ekonomik gerçekliğini hesaba katmadığında, bu araç bir fırsat olmaktan çıkıyor.

Bugün gelinen noktada: Yapay zekâyı kullanmak isteyen, Üretmek isteyen, İçinde olmak isteyen insanlar
bedelini psikolojik olarak da ödüyor.

“İstemiyorum” değil, “İstiyorum ama can yakıyor” noktasına geliniyor.

Bu bir teknoloji karşıtlığı değil. Bu bir adalet ve şeffaflık çağrısı.

Yapay zekâ gerçekten “herkes için” olacaksa; Yerel ekonomiler dikkate alınmalı, Gelir düzeyine göre fiyatlama konuşulmalı, Kullanıcıya ne aldığı açıkça söylenmeli.

Aksi halde yapay zekâ; Bilgiyi demokratikleştiren bir araç değil, Küresel eşitsizliği derinleştiren bir vitrin olur. Ve asıl tehlike de tam burada başlar.

Haber Veriyoruz