0 555 339 7979 - 0 532 708 30 04
Hangi Katmanda Uyuyorsunuz… Ve Sizi Kim Uyandıracak?
Bu uyku ne gecedir ne de göz kapaklarıyla ilgilidir.
Hangi Katmanda Uyuyorsunuz… Ve Sizi Kim Uyandıracak?
İnsanlık uzun zamandır “uyanık” olduğunu sanıyor. Oysa yaşanan şey uyanıklık değil; katman değiştirmiş bir uyku hâli. Bu uyku ne gecedir ne de göz kapaklarıyla ilgilidir. Bu, varlığın özünü anlamadan yaşamaya devam etme hâlidir.
Bugün dünyada yaşayan milyarlarca insan aynı bedensel hareketleri yapıyor: çalışıyor, tüketiyor, konuşuyor, inanıyor, kızıyor, seviniyor. Ama çok azı şunu soruyor: “Ben neyin içindeyim?”
Birinci Derin Uyku: Ölüler
Bu katman yaşayanlara ait değildir. Buradakiler, fiziksel bedeni terk etmiş, varoluş döngüsündeki rollerini tamamlamış olanlardır. Bu yüzden “derin”dir. Çünkü burada artık aldatılacak bir benlik yoktur. Ne korku vardır, ne beklenti, ne hak iddiası. Bu katman ne ödüldür ne de ceza. Sadece bedensel uykunun sona erdiği yerdir.
Ama ironik olan şudur: Yaşayanların çoğu, ölülerin bilincine hiç yaklaşamamıştır.
İkinci Uyku: Dünyaya Hükmedenler
Bu katman en tehlikelisidir. Çünkü burada olanlar uyuduklarını bilmezler. Sistem kuranlar, yönetenler, şekil verenler… İdeolojiler, dinler, sermaye, güç, teknoloji, düzenler… Hepsi bu katmanın araçlarıdır. Buradaki bilinç kendini “uyanık” sanır çünkü kontrol ondadır. Ama bu kontrol özden kopuktur.
Bu uyku, varlığı parçalayarak yönetir. İnsanı sayıya, değere, veriye, kimliğe indirger. Ve en büyük yanılsama şudur: “Ben düzeni kuruyorum.” Oysa kurulan şey düzen değil, uykunun kurumsallaşmış hâlidir.
Üçüncü Uyku: Uyanık Olduğunu Sanan Kalabalık
Bu katman en kalabalık olanıdır. İyilikten, kötülükten, Tanrı’dan, şeytandan, kaderden söz eder.
Ama bunları ezberlenmiş anlamlarla kullanır. “Allah’ı Allah ile aldatmak” tam olarak burada olur.
Verilen akıl, vicdan, imkân ve zaman; adalet için değil, kişisel konfor için kullanılır. İnkâr yoktur.
İsim vardır, ritüel vardır, söylem vardır. Ama hak yoktur.
Bu uyku rahat bir uykudur. Çünkü sorumluluk başkasına yüklenmiştir: Tanrı’ya, kadere, sisteme, şeytana… Peki Uyanış Nerede? Uyanış bu katmanların hiçbirinde değildir. Çünkü uyanış bir insan başarısı değildir. Ne zekâyla, ne bilgiyle, ne güçle elde edilir.
Cennet, Cehennem ve Uyuyan İnsan
İnsanlığa cennet ve cehennem hep birer son olarak anlatıldı. Gidilecek yerler, varılacak duraklar gibi… Oysa mesele hiçbir zaman “son” olmadı. Mesele şimdiydi. Cennet ve cehennem, insanın karşısında duran iki ayrı yol değildir. Onlar, insanın içinden geçen iki hâl, iki titreşimdir. Ve insan çoğu zaman bu iki hâlin içinden geçerken uyur.
Bu yüzden ortada bir seçim yoktur. Seçtiğini sanan bilinç vardır. Uyuyan insan ne cehennemi reddeder, ne cenneti ister. Sadece alışır. Alışmak, uykunun en derin hâlidir.
Asıl Yanılgı, İnsan kendini, “İyiyi seçersem cennete giderim, kötüyü seçersem cehenneme düşerim” diyerek rahatlatır. Bu düşünce, üçüncü uykunun dilidir. Çünkü bu dilde insan hâlâ kendini merkeze koyar: isteyen, karar veren, yön belirleyen, Oysa uyuyan bir varlık yön belirleyemez. Sadece yönlendirilir.
Uyanış Nedir, Ne Değildir
Uyanış; bilgiyle, iradeyle, güçle gerçekleşmez. Kimse kendini uyandıramaz. Bu yüzden “uyanmış insan” iddiası, ikinci uykunun en belirgin işaretidir.
İnsan sadece şunu yapabilir: Direnmemek. Direnen bilinç, uykuyu derinleştirir. Teslim olan bilinç ise uyanmaz…uyandırılır.
Siz cennetle cehennem arasında mısınız? Yoksa her ikisinin içinden geçerken uyuyor musunuz? Ve daha önemlisi…Sizi kim uyandıracak?
Gerçek uyanış, yaratıcının huzurunda gerçekleşir. Ve bu, insanın tanımlayabileceği bir hâl değildir.
Kısa not :
Bu metin bir inanç yazısı değildir. Bir ideoloji savunusu değildir. Bu, bilinçle yüzleşme çağrısıdır.
Haber Veriyoruz