0 555 339 7979 - 0 532 708 30 04
Türkiye’de İnşaat Sektörü: Büyüyen Rakamlar, Daralan Hayatlar
Bu büyüme, toplumun gerçek yaşamına neden olumlu yansımıyor?
Türkiye’de İnşaat Sektörü: Büyüyen Rakamlar, Daralan Hayatlar
Türkiye’de inşaat sektörü son yirmi yılda ekonominin lokomotifi olarak sunuldu. Vinçler çoğaldı, şehir siluetleri değişti, konut sayıları arttı. Ancak bugün gelinen noktada çok temel bir soru artık yüksek sesle soruluyor:
Bu büyüme, toplumun gerçek yaşamına neden olumlu yansımıyor?
Sektör Büyüyor Ama Toplum Nefes Alamıyor
Resmî verilere göre inşaat sektörü; istihdam yaratıyor, alt sektörleri besliyor ve milli gelire katkı sağlıyor. Kâğıt üzerinde her şey olumlu. Fakat sahaya indiğimizde tablo bambaşka:
Konut sayısı artıyor ama ev sahibi olanların oranı düşüyor
Daireler büyümüyor, aksine metrekareler küçülüyor
Fiyatlar yükseliyor fakat gelirler yerinde sayıyor
Bugün ortalama 85 m² bir daire, geniş aileler için değil; hayatta kalma planı gibi sunuluyor.
85 m² Bir Dairenin Gerçek Maliyeti Ne?
Sektör temsilcileri “maliyetler çok arttı” diyor. Peki gerçekten öyle mi?
Yaklaşık ve piyasa içi hesaplarla (arsa hariç, standart betonarme yapı):
İnşaat m² maliyeti: 10.000 – 14.000 TL
85 m² daire yapım maliyeti: 850.000 – 1.200.000 TL
Ortak alan, ruhsat, finansman payı eklendiğinde: 1.300.000 – 1.500.000 TL
Peki aynı daire neden:
Bir projede 2,5 milyon TL
Diğer projede 5 milyon TL?
Üstelik:
Aynı mahalle
Aynı zemin
Aynı beton
Aynı işçilik
İşte Kritik Soru:
Bu fark teknik mi, yoksa sistematik bir fiyatlama politikası mı?
Aynı Bölge, Aynı Maliyet – Farklı Satış Fiyatı: Neden?
Bu noktada artık teknik açıklamalar yetersiz kalıyor. Çünkü:
“Manzara” gerekçesi her projede aynı ölçüde geçerli değil
“Marka proje” söylemi, kalite farkını açıklamıyor
“Talep var” savunması, toplumsal adaletsizliği gizliyor
Ortaya çıkan tablo şunu gösteriyor:
Konut artık barınma aracı değil, finansal enstrüman.
Kim Ayrım Yapıyor?
Yatırımcı mı?
Müteahhit mi?
Finans sistemi mi?
Yoksa sessiz kalan denetim mekanizması mı?
Bu ayrımcılık; gelire göre değil, erişime göre şekilleniyor. Aynı şehirde yaşayan insanlar, aynı sokakta farklı hayatlar yaşamaya zorlanıyor.
İnşaat Sektörünün Güçlü Yanları (İnkâr Edilemez Gerçekler)
Eleştirirken adil olmak gerekir:
Yüz binlerce kişiye doğrudan ve dolaylı istihdam sağlıyor
Çimento, demir, seramik, mobilya gibi sektörleri ayakta tutuyor
Kentsel dönüşümle riskli yapılar yenileniyor
Ekonomide kısa vadeli canlılık yaratıyor
Ancak sorun şu:
Bu kazanımlar toplumun geneline eşit dağılmıyor.
Zayıf ve Tehlikeli Yanlar: Asıl Tartışılması Gerekenler
Konut üretimi ihtiyaca göre değil, ranta göre yapılıyor
Sosyal konut anlayışı piyasanın gerisinde kalıyor
Metrekare küçülürken fiyat katlanıyor
Orta gelirli vatandaş “kiracı” kalmaya mahkûm ediliyor
Konut, insan hayatından koparılarak spekülasyon nesnesi hâline geliyor
Bugün inşaat sektörü büyürken:
Aileler küçülmüyor, yaşam alanları küçülüyor
Şehirler gelişmiyor, insanlar sıkışıyor
Sonuç: Beton Artıyor, Adalet Azalıyor
Türkiye’de sorun inşaat yapmak değil.
Sorun neden, kimin için ve hangi bedelle yapıldığıdır.
Eğer:
Aynı maliyete yapılan evler arasında uçurum varsa
İnsanlar çalışarak değil, borçlanarak barınıyorsa
Konut, insan hakkı olmaktan çıkıp yatırım oyuncağına dönüşmüşse
Burada artık ekonomik değil, toplumsal bir kriz vardır.
Soru Hâlâ Ortada:
İnşaat sektörü gerçekten büyüyor mu,
yoksa toplumun geleceğini dar alanlara mı hapsediyor?
Bu soru cevaplanmadan atılan her temel, sadece beton değil;
adaletsizliğin de temeli olur.
Haber Veriyoruz