0 555 339 7979 - 0 532 708 30 04
Şehir Hastaneleri: Halk İçin mi, Sözleşme İçin mi?
Şehir Hastaneleri: Halk İçin mi, Sözleşme İçin mi?
Türkiye’de sağlık sistemi son 15–20 yılda büyük bir dönüşüm yaşadı. Bu dönüşümün en çok tartışılan ayağı ise “şehir hastaneleri” oldu. Devasa kampüsler, parlak binalar, yüksek teknolojili cihazlar… Peki perde arkasında nasıl bir finansman ve işletme modeli var? Bu model, uzun vadede vatandaş için ne kadar sağlıklı?
Bugün eski devlet hastanelerinde gördüğümüz tablo çoğu yerde iç karartıcı:
kalabalık, düzensizlik, temizlik sorunları, personel yorgunluğu ve mesleğe saygının aşınması…
Yeni yapılan şehir hastanelerinin modern görüntüsü ise bu derin yapısal sorunların üzerine çekilmiş bir perde mi, yoksa gerçek bir iyileşme mi?
Bu sorunun cevabı, şehir hastanelerinin arkasındaki “kamu-özel işbirliği (PPP)” modelini anlamadan verilemez.
Hangi model? Yap-İşlet mi, Yap-Kirala mı?
Türkiye’de şehir hastaneleri klasik anlamda “yap-işlet-devret”ten çok, “yap-kirala-devret / Build-Lease-Transfer” denen PPP modeline dayanıyor:
Özel sektör tasarlıyor, finansını buluyor, inşa ediyor.
Devlete ait Hazine arazisi çoğu projede şirketlere tahsis ediliyor.
Sağlık Bakanlığı bu kampüslerde kiracı konumunda; şirkete 25 yıla varan süreyle kira + hizmet bedeli ödüyor.
Klinik hizmetlerin büyük kısmını yine kamu hekimleri veriyor; temizlik, güvenlik, görüntüleme, otopark, yemek, teknik bakım gibi yan hizmetlerin önemli bölümü şirketten satın alınıyor.
Yani senin “ilk 15 yıl yabancılar işletecek” diye tarif ettiğin şey aslında şuna yakın:
Binalar ve altyapı özel şirketlerce ve çoğu zaman yabancı bankaların kredileriyle yapılıyor; devlet de uzun yıllar boyunca kira ve hizmet bedeli ödüyor.
Yabancı kim? Şirket mi, para mı?
Burada iki ayrı boyut var:
Yüklenici şirketler çoğunlukla Türk gruplar (Rönesans vb.), ama bunlar projeleri finanse etmek için
Japon,
Avrupa,
Dünya Bankası/EBRD gibi uluslararası finans kuruluşlarından ciddi kredi kullanıyor.
Yani sahadaki tabela çoğu zaman “Türk şirketi”, ama paranın kaynağı önemli ölçüde yabancı.
Bu nedenle, şehir hastaneleri bir bakıma uzun vadeli kira garantili, devlet teminatlı uluslararası finans projeleri haline geliyor.
Devlet ne kadar ödüyor?
Rakamlar da yavaş yavaş ortaya çıkıyor:
Sağlık Bakanlığı’nın 2020 bütçesinin yaklaşık %18’i şehir hastanelerine ayrıldı; bunun da yaklaşık 5 milyar TL’si sadece kira ödemesiydi.
2025’in ilk 7 ayında şehir hastanesi müteahhitlerine ödenen tutar 70,8 milyar TL’ye ulaştı.
Ayrıca sözleşmeler gereği:
Kira ve hizmet bedelleri TÜFE/ÜFE’ye endeksli,
Sözleşme süreleri 20–25 yıl,
“Kullanım bedeli + hizmet bedeli” adı altında garantili ödemeler var.
Bu nedenle Türk Tabipleri Birliği ve pek çok uzman, şehir hastanelerini “sağlıkta gizli özelleştirme” ve “dev yük” olarak niteliyor.
Artıları yok mu?
Var, onları da görmek lazım:
Eski, dökülen binalar yerine modern kampüsler,
Aynı kampüste toplanan pek çok branş,
Yeni teknoloji, geniş otopark, büyük kapasite,
Devletin bütçesi yetmediği için yıllarca bekleyecek yatırımların özel finansmanla hızla yapılması.
Resmi söylem şu:
“Kamu bütçesi zorlanmadan modern hastanelere kavuşuyoruz; özel sektörle risk paylaşıyoruz.”
Peki sorun nerede?
Eleştirilerin odak noktası şuralar:
Uzun süreli kira yükü: 20–25 yıl boyunca yüksek kur ve enflasyona endeksli ödemeler, gelecekteki sağlık bütçesini ipotek altına alıyor.
Şeffaf olmayan sözleşmeler: Sözleşme metinleri kamuoyuna tam açık değil; “devlet kime, hangi şartla, ne kadar borçlanıyor?” sorusunun cevabı net değil.
Eşit ve kamucu sağlık anlayışıyla çelişki: Akademik çalışmalar, şehir hastanelerinin sağlık hizmetini piyasa mantığına daha çok yaklaştırdığını, “eşit, ücretsiz, erişilebilir” kamusal sağlık ilkesiyle gerilim yarattığını vurguluyor.
Sistemsel çürüme üstü kapatılabiliyor: Senin birkaç gündür gözlemlediğin gibi; temizlik, düzen, mesleğe saygı, personel yükü, yoğun bakım karmaşası gibi sorunlar bina değişince otomatik düzelmiyor. Beton yeni, ama sistem eski kalabiliyor.
Kısacası:
Şehir hastaneleri, sağlığın piyasalaştırılmasının son kıyafeti olarak da tanımlanıyor.
Son soru: Sağlık mı, finans projesi mi?
Sağlık sisteminde adalet demek:
Herkes için erişilebilir ve nitelikli hizmet,
Bütçesi, cebi, sigortası ne olursa olsun eşit muamele,
Kaynağın hasta için mi, yoksa şirket için mi harcandığının şeffaf olması demek.
Şehir hastaneleri modelinde asıl sorumuz şu olmalı:
Bu dev kampüsler halk sağlığını mı büyütüyor,
Yoksa uzun vadeli kira ve hizmet sözleşmeleriyle bazı şirketlerin bilançosunu mu?
Gerçeği görmek için sadece tabelaya ve binanın parlaklığına bakmak yetmez;
sözleşmelere, bütçe kalemlerine ve içerideki insan hikâyelerine bakmak gerekir.